| Sure No | Ayet No | Ayet | Karakter |
| Fatiha | 1 | Bismillahirrahmânirrahîm | 42 |
| Fatiha | 4 | Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur. | 130 |
| Fatiha | 5 | (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. | 92 |
| Fatiha | 7 | Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. | 131 |
| Bakara | 1 | Elif Lâm Mîm. | 31 |
| Bakara | 2 | Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. | 123 |
| Bakara | 3 | Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. | 141 |
| Bakara | 4 | Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. | 122 |
| Bakara | 5 | İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. | 120 |
| Bakara | 6 | Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar. | 111 |
| Bakara | 8 | İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler de vardır. | 114 |
| Bakara | 9 | Bunlar Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. | 138 |
| Bakara | 11 | Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz!" derler. | 117 |
| Bakara | 12 | İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. | 102 |
| Bakara | 18 | Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. | 96 |
| Bakara | 21 | Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız. | 135 |
| Bakara | 39 | İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | 140 |
| Bakara | 42 | Hakkı bâtılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. | 83 |
| Bakara | 43 | Namazı kılın, zekatı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. | 97 |
| Bakara | 46 | Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten ona döneceklerini çok iyi bilirler. | 107 |
| Bakara | 50 | Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk. | 130 |
| Bakara | 52 | Sonra bunun ardından şükredesiniz diye sizi affetmiştik. | 80 |
| Bakara | 53 | Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) ve Furkan'ı vermiştik. | 110 |
| Bakara | 56 | Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik. | 95 |
| Bakara | 64 | Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah'ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı herhalde ziyana uğrayanlardan olurdunuz. | 142 |
| Bakara | 77 | Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da. | 117 |
| Bakara | 82 | İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır. | 111 |
| Bakara | 99 | Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder. | 104 |
| Bakara | 117 | O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece "ol" der, o da hemen oluverir. | 127 |
| Bakara | 122 | Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın. | 136 |
| Bakara | 131 | Rabbi ona "Teslim ol" dediğinde "Âlemlerin Rabbine teslim oldum" demişti. | 97 |
| Bakara | 147 | Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma! | 91 |
| Bakara | 152 | Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin. | 117 |
| Bakara | 153 | Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir. | 139 |
| Bakara | 154 | Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz. | 124 |
| Bakara | 155 | Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. | 144 |
| Bakara | 157 | İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır. | 135 |
| Bakara | 162 | Onlar ebedî olarak lânet içinde kalırlar. Artık ne kendilerinden azap hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır. | 137 |
| Bakara | 163 | Sizin ilahınız bir tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. O Rahmân'dır, Rahîm'dir. | 108 |
| Bakara | 169 | O, size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. | 128 |
| Bakara | 179 | Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz. | 119 |
| Bakara | 201 | Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır. | 145 |
| Bakara | 202 | İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir. | 106 |
| Bakara | 238 | Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun. | 104 |
| Bakara | 242 | Düşünesiniz diye Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır. | 89 |
| Bakara | 244 | Allah yolunda savaşın ve bilin ki şüphesiz Allah hakkıyla işitendir ve hakkıyla bilendir. | 117 |
| Bakara | 270 | Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. | 138 |
| Bakara | 276 | Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır (bereketlendirir). Allah hiçbir günahkâr nankörü sevmez. | 139 |
| Al-i İmran | 1 | Elif Lâm Mîm. | 36 |
| Al-i İmran | 2 | Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Diridir, kayyumdur. | 98 |
| Al-i İmran | 5 | Şüphesiz yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz. | 86 |
| Al-i İmran | 22 | Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur. | 133 |
| Al-i İmran | 32 | De ki: "Allah'a ve Peygamber'e itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kafirleri sevmez. | 130 |
| Al-i İmran | 42 | Hani melekler, "Ey Meryem! Allah seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı." | 136 |
| Al-i İmran | 43 | "Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (onun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et" demişlerdi. | 133 |
| Al-i İmran | 46 | "O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır." | 113 |
| Al-i İmran | 48 | Ve Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretecek. | 87 |
| Al-i İmran | 51 | "Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse ona ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur." | 133 |
| Al-i İmran | 53 | "Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber'e uyduk.Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz." | 143 |
| Al-i İmran | 54 | Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. | 111 |
| Al-i İmran | 58 | (Ey Muhammed!) Bunu (bildirdiklerimizi) biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur'an'dan okuyoruz. | 121 |
| Al-i İmran | 60 | Hak Rabbindendir. O halde sakın şüphe edenlerden olma. | 82 |
| Al-i İmran | 63 | Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilir. | 107 |
| Al-i İmran | 70 | Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz halde, niçin Allah'ın âyetlerini inkar ediyorsunuz? | 123 |
| Al-i İmran | 71 | Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? | 115 |
| Al-i İmran | 74 | O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah büyük lütuf sahibidir. | 91 |
| Al-i İmran | 82 | Artık bundan sonra kim yüz çevirirse işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir. | 117 |
| Al-i İmran | 87 | İşte onların cezası; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. | 129 |
| Al-i İmran | 88 | Onun (lanetin) içinde ebedi kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz. | 127 |
| Al-i İmran | 92 | Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir. | 141 |
| Al-i İmran | 94 | Artık bundan sonra Allah'a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. | 119 |
| Al-i İmran | 107 | Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır. | 116 |
| Al-i İmran | 108 | İşte bunlar Allah'ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetlerdir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez. | 134 |
| Al-i İmran | 109 | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür. | 122 |
| Al-i İmran | 124 | Hani sen mü'minlere, "Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun. | 133 |
| Al-i İmran | 131 | Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının. | 75 |
| Al-i İmran | 132 | Allah'a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin. | 83 |
| Al-i İmran | 139 | Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz. | 128 |
| Al-i İmran | 141 | Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar. | 115 |
| Al-i İmran | 148 | Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükafatını verdi. Allah güzel davrananları sever. | 139 |
| Al-i İmran | 150 | Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır. | 108 |
| Al-i İmran | 158 | Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de, Allah'ın huzurunda toplanacaksınız. | 104 |
| Al-i İmran | 163 | Onlar (insanlar) Allah'ın katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir. | 128 |
| Al-i İmran | 171 | (Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler. | 131 |
| Al-i İmran | 175 | O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü'min iseniz, benden korkun. | 136 |
| Al-i İmran | 189 | Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir. | 120 |
| Al-i İmran | 192 | "Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur." | 137 |
| Al-i İmran | 196 | Kafirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın. | 99 |
| Nisa | 21 | Hem, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız? | 133 |
| Nisa | 27 | Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar. | 141 |
| Nisa | 28 | Allah sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. | 113 |
| Nisa | 30 | Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah'a pek kolaydır. | 124 |
| Nisa | 45 | Allah sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah dost olarak yeter. Allah yardımcı olarak da yeter. | 127 |
| Nisa | 50 | Bak Allah'a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter. | 101 |
| Nisa | 52 | Onlar, Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın. | 128 |
| Nisa | 53 | Yoksa onların hükümranlıkta bir payı mı var? Öyle olsa, insanlara bir zerre bile vermezler. | 116 |
| Nisa | 55 | Böylece onlardan kimi ona iman etti, kimi de sırt çevirdi. (O iman etmeyenlere) çılgın ateş olarak cehennem yeter. | 139 |
| Nisa | 67 | O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükafat verirdik. | 89 |
| Nisa | 68 | Onları elbette doğru yola iletirdik. | 56 |
| Nisa | 70 | Bu lütuf Allah'tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter. | 78 |
| Nisa | 71 | Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler halinde, yahut topluca savaşa gidin. | 130 |
| Nisa | 80 | Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik. | 140 |
| Nisa | 99 | Umulur ki, Allah bu kimseleri affeder. Çünkü Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. | 116 |
| Nisa | 106 | Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | 109 |
| Nisa | 107 | Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günâhkarı sevmez. | 112 |
| Nisa | 117 | Onlar, Allah'ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.Halbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar. | 128 |
| Nisa | 118 | Allah o şeytana lânet etti ve o da, "Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım" dedi. | 130 |
| Nisa | 121 | İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar. | 94 |
| Nisa | 126 | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır. | 106 |
| Nisa | 132 | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter. | 98 |
| Nisa | 133 | Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah buna hakkıyla gücü yetendir. | 124 |
| Nisa | 138 | Münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele. | 88 |
| Nisa | 158 | Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. | 121 |
| Nisa | 167 | Şüphesiz inkar edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir. | 124 |
| Nisa | 168 | Şüphesiz inkar edenler ve zulmedenler (var ya) Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir. | 137 |
| Nisa | 169 | (Allah onları) ancak içinde ebedi kalacakları cehennemin yoluna iletir. Bu ise Allah'a çok kolaydır. | 124 |
| Nisa | 174 | Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik. | 129 |
| Maide | 10 | İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir. | 95 |
| Maide | 30 | Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu. | 133 |
| Maide | 37 | Ateşten çıkmak isterler ama ondan çıkabilecek değillerdir. Onlara sürekli bir azap vardır. | 117 |
| Maide | 56 | Kim Allah'ı, onun peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir. | 148 |
| Maide | 86 | İnkar edenlere ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar cehennemliklerdir. | 105 |
| Maide | 98 | Bilin ki Allah'ın cezası çetindir ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | 111 |
| Maide | 99 | Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir. | 128 |
| Maide | 102 | Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu. | 98 |
| Enam | 149 | De ki: "En üstün delil yalnızca Allah'ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi." | 124 |
| Enam | 134 | Şüphesiz size va'd edilen şeyler mutlaka gelecektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz. | 107 |
| Enam | 131 | Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah'ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir. | 137 |
| Enam | 132 | Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. | 115 |
| Enam | 127 | Rableri katında selam yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur. | 135 |
| Enam | 118 | Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah'ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin. | 124 |
| Enam | 117 | Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve yine O doğru yolu bulanları en iyi bilendir. | 125 |
| Enam | 106 | Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Allah'a ortak koşanlardan yüz çevir. | 141 |
| Enam | 103 | Gözler onu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder." O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. | 146 |
| Enam | 86 | İsmail'i, Elyasa'ı, Yûnus'u ve Lût'u da hidayete erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık. | 128 |
| Enam | 85 | Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı, İlyas'ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi. | 127 |
| Enam | 67 | Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. İleride bileceksiniz. | 91 |
| Enam | 66 | O (Kur'an) hak olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki: "Ben size vekil (sizden sorumlu) değilim." | 120 |
| Enam | 64 | De ki: "Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de ona ortak koşuyorsunuz." | 125 |
| Enam | 55 | Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. | 111 |
| Enam | 49 | Âyetlerimizi yalanlayanlara ise, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle azap dokunacaktır. | 112 |
| Enam | 45 | Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. | 102 |
| Enam | 29 | Derler ki: "Hayat ancak dünya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz." | 112 |
| Enam | 18 | O, kullarının üstünde mutlak hakimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır. | 140 |
| Enam | 15 | De ki: "Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım." | 126 |
| Enam | 16 | (O günün azabı) kimden savuşturulursa gerçekten (Allah) ona acımıştır. İşte bu apaçık kurtuluştur. | 130 |
| Enam | 13 | Gece ve gündüzde barınan her şey onundur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | 108 |
| Enam | 11 | De ki: "Yeryüzünde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün." | 123 |
| Enam | 5 | Nitekim hak (Kur'an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir. | 144 |
| Enam | 4 | Onlara Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan yüz çevirmesinler. | 99 |
| Enam | 163 | "O'nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim." | 113 |
| Araf | 181 | Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır. | 138 |
| Araf | 177 | Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür! | 107 |
| Araf | 174 | Hakka dönsünler diye işte âyetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz. | 94 |
| Araf | 166 | Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik. | 121 |
| Araf | 159 | Mûsâ'nın kavminden (insanları) hak ile doğru yola ileten ve onunla adaletli davranan bir topluluk da vardı. | 129 |
| Araf | 151 | (Mûsâ), "Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen merhametlilerin en merhametlisisin" dedi. | 141 |
| Araf | 140 | "Sizi âlemlere üstün kılmış iken, Allah'tan başka ilah mı araştırayım size?" | 108 |
| Araf | 139 | Şüphesiz bunların (din diye) içinde bulundukları şey yok olmaya mahkumdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır." | 140 |
| Araf | 135 | Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar. | 122 |
| Araf | 132 | Dediler ki: "Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz." | 108 |
| Araf | 125 | Dediler ki: "Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz." | 65 |
| Araf | 122 | "Mûsâ ve Hârûn'un Rabbine." | 50 |
| Araf | 120 | Sihirbazlar ise secdeye kapandılar. | 54 |
| Araf | 121 | "Âlemlerin Rabbine iman ettik" dediler. | 57 |
| Araf | 119 | Artık orada yenilmişler ve küçük düşmüşlerdi. | 73 |
| Araf | 118 | Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları şeylerin hepsi boşa çıktı. | 108 |
| Araf | 115 | (Sihirbazlar), "Ey Mûsâ!" Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım" dediler. | 105 |
| Araf | 114 | Firavun, "Evet. Üstelik siz (ücretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız" dedi. | 133 |
| Araf | 112 | "Bütün usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler." | 77 |
| Araf | 113 | Sihirbazlar Firavun'a geldiler. "Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükafat vardır, değil mi?" dediler. | 132 |
| Araf | 109 | Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır." | 112 |
| Araf | 110 | "Sizi yerinizden çıkarmak istiyor." Firavun ileri gelenlere, "Öyle ise siz ne düşünüyorsunuz?" dedi. | 123 |
| Araf | 108 | Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş. | 105 |
| Araf | 106 | Firavun, "Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen" dedi. | 133 |
| Araf | 107 | Bunun üzerine Mûsâ asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha. | 107 |
| Araf | 104 | Mûsâ dedi ki: "Ey Firavun! Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim." | 125 |
| Araf | 99 | Yoksa Allah'ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah'ın tuzağından emin olamaz. | 134 |
| Araf | 97 | Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular? | 114 |
| Araf | 98 | Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular? | 135 |
| Araf | 91 | Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | 119 |
| Araf | 84 | Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu. | 108 |
| Araf | 83 | Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu. | 138 |
| Araf | 81 | "Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz." | 135 |
| Araf | 78 | Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | 121 |
| Araf | 76 | Büyüklük taslayanlar, "Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkar edenleriz." dediler. | 113 |
| Araf | 68 | "Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım." | 115 |
| Araf | 60 | Kavminin ileri gelenleri, "Biz seni açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz" dediler. | 108 |
| Araf | 55 | Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez. | 109 |
| Araf | 47 | Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, "Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma" derler. | 129 |
| Araf | 45 | Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkar edenlerdir. | 138 |
| Araf | 34 | Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. | 133 |
| Araf | 25 | Allah dedi ki: "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız." | 122 |
| Araf | 24 | Allah dedi ki: "Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır." | 146 |
| Araf | 23 | Dediler ki: "Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." | 146 |
| Araf | 21 | "Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim" diye de onlara yemin etti. | 86 |
| Araf | 18 | Allah dedi ki: "Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum." | 149 |
| Araf | 15 | Allah da, "Sen süre verilenlerdensin" dedi. | 60 |
| Araf | 14 | Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver." | 114 |
| Araf | 7 | Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz. | 121 |
| Araf | 8 | O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. | 125 |
| Araf | 6 | Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız.Peygamberlere de elbette soracağız. | 112 |
| Araf | 4 | Nice memleketleri helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti. | 141 |
| Araf | 3 | Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! | 127 |
| Araf | 1 | Elif Lâm Mîm Sâd. | 34 |
| Araf | 182 | Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz. | 134 |
| Araf | 183 | Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir. | 83 |
| Araf | 191 | Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah'a ortak mı koşuyorlar? | 105 |
| Araf | 192 | Halbuki onlar (edindikleri ilahlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler. | 125 |
| Araf | 196 | Çünkü benim velim, Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren Allah'dır. O, bütün salihlere velilik eder. | 113 |
| Araf | 197 | Allah'tan başka taptıklarınızın ise size yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar kendilerine de yardım edemezler. | 139 |
| Araf | 199 | Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir. | 79 |
| Araf | 204 | Kur'an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. | 101 |
| Araf | 205 | Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma. | 127 |
| Araf | 206 | Şüphesiz Rabbin katındaki (melek)ler O'na ibadet etmekten büyüklenmezler. O'nu tespih ederler ve yalnız O'na secde ederler. | 144 |
| Enfal | 3 | Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. | 135 |
| Enfal | 8 | Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah'ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi | 123 |
| Enfal | 9 | Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, "Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum" diye cevap vermişti. | 143 |
| Enfal | 14 | İşte şimdi siz tadın onu! Kafirlere bir de cehennem azabı vardır. | 90 |
| Enfal | 20 | Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur'an'ı) dinlediğiniz halde ondan yüz çevirmeyin. | 127 |
| Enfal | 21 | İşitmedikleri halde, "işittik" diyenler gibi de olmayın. | 79 |
| Enfal | 25 | Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah azabı çetin olandır. | 139 |
| Enfal | 27 | Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin. | 140 |
| Enfal | 28 | Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükafat vardır. | 136 |
| Enfal | 40 | Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O ne güzel dosttur, O ne güzel yardımcıdır! | 125 |
| Enfal | 56 | Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir. | 139 |
| Enfal | 57 | Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar. | 133 |
| Enfal | 59 | İnkar edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar (sizi) aciz bırakamazlar. | 124 |
| Enfal | 64 | Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü'minlere Allah yeter. | 80 |
| Tevbe | 1 | Allah ve Resûlünden,kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ültimatomdur: | 111 |
| Tevbe | 22 | Onlar orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir mükafat vardır. | 109 |
| Tevbe | 43 | Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? | 150 |
| Tevbe | 76 | Fakat Allah lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler. | 126 |
| Tevbe | 82 | Artık kazandıklarının karşılığı olarak, az gülsünler, çok ağlasınlar. | 102 |
| Tevbe | 87 | Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar. | 140 |
| Tevbe | 119 | Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. | 101 |
| Yunus | 95 | Sakın Allah'ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa zarara uğrayanlardan olursun. | 110 |
| Yunus | 91 | Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. | 88 |
| Yunus | 86 | Bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar. | 69 |
| Yunus | 82 | Suçluların hoşuna gitmese de, Allah hakkı sözleriyle gerçekleştirecektir." | 100 |
| Yunus | 79 | Firavun, "Bütün usta sihirbazları bana getirin" dedi. | 75 |
| Yunus | 80 | Sihirbazlar gelince Mûsâ onlara, "Atacağınızı atın (hünerinizi ortaya koyun)" dedi. | 110 |
| Yunus | 77 | Mûsâ: "Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!" dedi. | 143 |
| Yunus | 76 | Katımızdan kendilerine hak (mucize) gelince, "Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir" dediler. | 113 |
| Yunus | 69 | De ki: "Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler." | 87 |
| Yunus | 63 | Onlar iman etmiş ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. | 90 |
| Yunus | 62 | Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. | 106 |
| Yunus | 56 | O diriltir ve öldürür; ancak ona döndürüleceksiniz. | 78 |
| Yunus | 51 | (Onlara) "Azap gerçekleştikten sonra mı ona iman ettiniz? Şimdi mi!? Oysa siz onu acele istiyordunuz" (denilecek). | 137 |
| Yunus | 48 | "Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar. | 114 |
| Yunus | 43 | İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin? | 138 |
| Yunus | 44 | Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler. | 113 |
| Yunus | 42 | Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin? | 129 |
| Yunus | 33 | Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, "Onlar artık imana gelmezler" sözü, işte böylece gerçekleşmiştir. | 131 |
| Yunus | 29 | "Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda şâhit olarak Allah yeter." | 136 |
| Yunus | 25 | Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir. | 86 |
| Yunus | 14 | Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik. | 129 |
| Yunus | 1 | Elif, Lâm, Râ. Bunlar hikmet dolu Kitab'ın âyetleridir. | 74 |
| Yunus | 100 | Allah'ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir. | 136 |
| Yunus | 109 | (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. | 138 |
| Hud | 4 | Dönüşünüz ancak Allah'adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | 89 |
| Hud | 22 | Şüphesiz bunlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. | 75 |
| Hud | 26 | "Allah'tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum." | 140 |
| Hud | 30 | "Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah'tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?" | 118 |
| Hud | 33 | Nûh dedi ki: "Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz (Allah'ı) âciz bırakamazsınız." | 113 |
| Hud | 67 | Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. | 108 |
| Hud | 74 | İbrahim'in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı. | 136 |
| Hud | 75 | Çünkü İbrahim çok içli ve Allah'a yönelen bir kimseydi. | 79 |
| Hud | 77 | Elçilerimiz Lût'a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve "Bu çok zor bir gün" dedi. | 125 |
| Hud | 79 | Onlar, "İyi biliyorsun ki kızlarında bizim gözümüz yok. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun" dediler. | 133 |
| Hud | 80 | (Lût da:) "Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim" dedi. | 130 |
| Hud | 90 | "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir." | 129 |
| Hud | 99 | Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek! | 133 |
| Hud | 104 | Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz. | 69 |
| Hud | 106 | Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır. | 112 |
| Hud | 113 | Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez. | 148 |
| Hud | 115 | Sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez. | 83 |
| Hud | 117 | Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez. | 105 |
| Hud | 121 | İman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız." | 89 |
| Hud | 122 | "Bekleyin, biz de bekleyeceğiz." | 51 |
| Yusuf | 1 | Elif Lâm Râ. Bunlar, apaçık Kitabın âyetleridir. | 69 |
| Yusuf | 2 | Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik. | 85 |
| Yusuf | 3 | Sana bu Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin. | 135 |
| Yusuf | 7 | Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır. | 104 |
| Yusuf | 12 | "Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz." | 104 |
| Yusuf | 13 | Babaları "Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer diye korkuyorum." | 122 |
| Yusuf | 14 | Onlar da, "Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz" dediler. | 146 |
| Yusuf | 16 | (Yûsuf'u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler. | 91 |
| Yusuf | 20 | O'nu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermiyorlardı. | 100 |
| Yusuf | 27 | "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir. O (Yûsuf) ise, doğru söyleyenlerdendir." | 131 |
| Yusuf | 39 | "Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilahlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hakimiyet sahibi olan tek Allah mı?" | 133 |
| Yusuf | 44 | Dediler ki: "Bunlar karma karışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilmiyoruz." | 110 |
| Yusuf | 55 | Yûsuf, "Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim" dedi. | 132 |
| Yusuf | 57 | Elbette ki, ahiret mükâfatı, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. | 120 |
| Yusuf | 61 | Dediler ki: "Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak bunu yaparız." | 88 |
| Yusuf | 71 | Yûsuf'un kardeşleri onlara dönerek, "Ne yitirdiniz?" dediler. | 81 |
| Yusuf | 72 | Onlar, "Hükümdar'ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim" dediler. | 131 |
| Yusuf | 73 | Dediler ki: "Allah'a andolsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede fesat çıkarmaya gelmedik, hırsız da değiliz." | 140 |
| Yusuf | 74 | Onlar, "Eğer yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?" dediler. | 89 |
| Yusuf | 82 | "Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz." | 128 |
| Yusuf | 86 | Yakub, "Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah'a arz ederim. Ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim" dedi. | 142 |
| Yusuf | 89 | Yûsuf dedi ki: "Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" | 132 |
| Yusuf | 91 | Dediler ki: "Allah'a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik." | 130 |
| Yusuf | 92 | Yûsuf dedi ki: "Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir. | 124 |
| Yusuf | 94 | Kervan (Mısır'dan) ayrılınca babaları, "Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yûsuf'un kokusunu alıyorum" dedi. | 137 |
| Yusuf | 95 | Onlar da, "Allah'a yemin ederiz ki sen hâlâ eski şaşkınlığındasın" dediler. | 102 |
| Yusuf | 103 | Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir. | 97 |
| Yusuf | 104 | Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) âlemler içinde ancak bir öğüttür. | 134 |
| Yusuf | 105 | Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler. | 129 |
| Yusuf | 106 | Onların çoğu Allah'a ancak ortak koşarak inanırlar. | 75 |
| Rad | 9 | O, gaybı da, görülen âlemi de bilendir. Çok büyüktür, çok yücedir. | 92 |
| Rad | 10 | (O'na göre) içinizden sözü gizleyen ile açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüz ortaya çıkan eşittir. | 131 |
| Rad | 12 | O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir. | 124 |
| Rad | 15 | Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a boyun eğer. | 121 |
| Rad | 19 | Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar. | 143 |
| Rad | 20 | Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır | 96 |
| Rad | 24 | "Sabretmenize karşılık selam sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!" | 111 |
| Rad | 28 | Onlar, inananlar ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. | 139 |
| Rad | 29 | İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır. | 101 |
| Rad | 39 | Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfûz) O'nun yanındadır. | 128 |
| İbrahim | 14 | "Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimseler içindir." | 145 |
| İbrahim | 15 | Peygamberler Allah'tan yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı. | 101 |
| İbrahim | 16 | Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir. | 105 |
| İbrahim | 20 | Bu Allah'a hiç de güç gelmez. | 54 |
| İbrahim | 25 | Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. | 130 |
| İbrahim | 33 | O, âdetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize sunan, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verendir. | 141 |
| İbrahim | 35 | Hani İbrahim demişti ki: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut." | 133 |
| İbrahim | 40 | "Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle." | 132 |
| İbrahim | 41 | "Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla." | 106 |
| İbrahim | 49 | O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün. | 82 |
| İbrahim | 50 | Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir. | 84 |
| Hicr | 76 | O şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde duruyor. | 88 |
| Hicr | 77 | Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır. | 69 |
| Hicr | 78 | "Eyke" halkı da şüphesiz zalim idiler. | 59 |
| Hicr | 74 | Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık. | 122 |
| Hicr | 75 | Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır. | 90 |
| Hicr | 73 | Derken güneşin doğuşu sırasında o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi. | 104 |
| Hicr | 71 | Lût: "İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)" dedi. | 95 |
| Hicr | 69 | "Allah'a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın" dedi. | 82 |
| Hicr | 70 | Onlar, "Biz seni insanlarla ilgilenmekten menetmemiş miydik" dediler. | 87 |
| Hicr | 67 | Şehir halkı sevinerek geldiler. | 51 |
| Hicr | 68 | Lût dedi ki: "Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin." | 101 |
| Hicr | 66 | Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak." | 108 |
| Hicr | 63 | Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik." | 106 |
| Hicr | 64 | "Biz sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz." | 86 |
| Hicr | 62 | Elçiler (melekler) Lût'un ailesine gelince Lût onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi. | 122 |
| Hicr | 57 | İbrahim, "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi. | 64 |
| Hicr | 58 | Şöyle dediler: "Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik. | 83 |
| Hicr | 55 | "Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler. | 87 |
| Hicr | 56 | Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?" | 89 |
| Hicr | 53 | Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler. | 83 |
| Hicr | 54 | İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi. | 127 |
| Hicr | 52 | Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti. | 134 |
| Hicr | 51 | Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver. | 65 |
| Hicr | 48 | Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir. | 103 |
| Hicr | 46 | Onlara, "Girin oraya esenlikle, güven içinde" denilir. | 74 |
| Hicr | 43 | Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir. | 78 |
| Hicr | 44 | Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır. | 94 |
| Hicr | 45 | Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır. | 113 |
| Hicr | 38 | Allah da, "O halde sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi. | 138 |
| Hicr | 36 | İblis: "Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" dedi. | 115 |
| Hicr | 35 | Allah, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir" dedi. | 133 |
| Hicr | 33 | İblis dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem." | 134 |
| Hicr | 32 | Allah, "Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?" dedi. | 99 |
| Hicr | 30 | Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler. | 72 |
| Hicr | 31 | Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan kaçındı. | 83 |
| Hicr | 27 | Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık. | 74 |
| Hicr | 26 | Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık. | 105 |
| Hicr | 23 | Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz | 103 |
| Hicr | 24 | Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da. | 95 |
| Hicr | 19 | Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik. | 121 |
| Hicr | 20 | Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik. | 121 |
| Hicr | 21 | Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz. | 119 |
| Hicr | 18 | Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir. | 100 |
| Hicr | 17 | Onu kovulmuş her şeytandan koruduk. | 55 |
| Hicr | 16 | Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik. | 86 |
| Hicr | 13 | Önceki milletlerin (helakine dair Allah'ın) kanunu geçmiş iken onlar buna (Kur'an'a) inanmazlar. | 118 |
| Hicr | 10 | Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik. | 93 |
| Hicr | 11 | Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı. | 76 |
| Hicr | 12 | Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız. | 108 |
| Hicr | 9 | Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz. | 99 |
| Hicr | 7 | "Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!" | 78 |
| Hicr | 8 | Biz melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez. | 109 |
| Hicr | 6 | Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kur'an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!" | 98 |
| Hicr | 5 | Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz. | 74 |
| Hicr | 4 | Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır. | 101 |
| Hicr | 3 | Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler. | 135 |
| Hicr | 1 | Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın âyetleridir. | 87 |
| Hicr | 2 | İnkar edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu edeceklerdir. | 91 |
| Hicr | 80 | Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı. | 73 |
| Hicr | 81 | Biz onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi. | 87 |
| Hicr | 82 | Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı. | 71 |
| Hicr | 83 | Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi. | 90 |
| Hicr | 84 | Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi. | 78 |
| Hicr | 86 | Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın (ve herşeyi) bilenin ta kendisidir. | 94 |
| Hicr | 87 | Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur'an'ı verdik. | 89 |
| Hicr | 89 | De ki: "Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım." | 70 |
| Hicr | 90 | Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik. | 96 |
| Hicr | 91 | Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar ederek) Kur'an'ı da parça parça edenlerdir. | 117 |
| Hicr | 93 | Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız. | 94 |
| Hicr | 94 | Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah'a ortak koşanlara aldırış etme. | 125 |
| Hicr | 96 | Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilah edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler. | 121 |
| Hicr | 97 | Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz. | 110 |
| Hicr | 98 | O halde Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol. | 86 |
| Hicr | 99 | Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et. | 60 |
| Nahl | 3 | Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir. | 135 |
| Nahl | 4 | İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir | 129 |
| Nahl | 5 | Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz. | 129 |
| Nahl | 6 | Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik (ve zevk) vardır. | 120 |
| Nahl | 9 | Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. | 128 |
| Nahl | 17 | Şu halde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz? | 94 |
| Nahl | 19 | Allah gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilir. | 74 |
| Nahl | 20 | Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyler, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar. | 121 |
| Nahl | 21 | Onlar diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar. | 110 |
| Nahl | 24 | Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" denildiği zaman, "Öncekilerin masalları" dediler. | 100 |
| Nahl | 34 | Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı. | 124 |
| Nahl | 40 | Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, "ol" dememizdir. O da hemen oluverir. | 124 |
| Nahl | 42 | Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir. | 81 |
| Nahl | 49 | Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah'a boyun eğerler. | 113 |
| Nahl | 50 | Üzerlerinde hakim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar. | 112 |
| Nahl | 51 | Allah şöyle dedi: "İki ilah edinmeyin. O, ancak tek ilahtır. O halde yalnız benden korkun." | 114 |
| Nahl | 54 | Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. | 124 |
| Nahl | 57 | Onlar, kızları Allah'a nispet ediyorlar -ki O bundan uzaktır- kendilerine ise, canlarının istediğini. | 125 |
| Nahl | 58 | Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir! | 110 |
| Nahl | 74 | Artık Allah'a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir siz bilmezsiniz. | 121 |
| Nahl | 82 | Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir. | 109 |
| Nahl | 83 | Onlar, Allah'ın nimetini bilirler, sonra da inkâr ederler. Onların çoğu kâfirlerdir. | 108 |
| Nahl | 85 | O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez. | 126 |
| Nahl | 87 | Onlar o gün Allah'a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolur. | 119 |
| Nahl | 98 | Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. | 80 |
| Nahl | 99 | Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur. | 130 |
| Nahl | 100 | Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir. | 108 |
| Nahl | 104 | Allah'ın âyetlerine inanmayanları Allah elbette doğru yola iletmez. Onlar için elem dolu bir azap vardır. | 130 |
| Nahl | 105 | Yalanı, ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir. | 123 |
| Nahl | 109 | Hiç şüphesiz onlar, ahirette ziyana uğrayanların da ta kendileridir. | 92 |
| Nahl | 113 | Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi. | 141 |
| Nahl | 117 | (Dünyada elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Halbuki (ahirette) onlara acıklı bir azap vardır. | 122 |
| Nahl | 120 | Şüphesiz İbrahim, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah'a ortak koşanlardan değildi. | 128 |
| Nahl | 121 | Onun nimetlerine şükreden bir önderdi. Allah onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. | 105 |
| Nahl | 122 | Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir. | 88 |
| Nahl | 123 | Sonra da sana, "Hakka yönelen İbrahim'in dinine uy. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi" diye vahyettik. | 128 |
| Nahl | 128 | Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir. | 106 |
| İsra | 11 | İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir. | 86 |
| İsra | 14 | "Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter" denilecektir. | 95 |
| İsra | 20 | Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir. | 137 |
| İsra | 22 | Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın. | 126 |
| İsra | 26 | Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. | 102 |
| İsra | 28 | Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle. | 142 |
| İsra | 29 | Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. | 107 |
| İsra | 32 | Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. | 109 |
| İsra | 37 | Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. | 129 |
| İsra | 38 | Bütün bu sayılanların kötü olanları Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. | 99 |
| İsra | 43 | Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir. | 109 |
| İsra | 45 | Kur'an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. | 105 |
| İsra | 48 | Bak senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık (doğru) yolu bulamazlar. | 114 |
| İsra | 50 | De ki: "(Şüphe mi var?) İster taş olun ister demir!" | 73 |
| İsra | 65 | "Şüphesiz, (gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!" | 132 |
| İsra | 72 | Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır. | 107 |
| İsra | 74 | Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık az kalsın onlara biraz meyledecektin. | 98 |
| İsra | 81 | De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkumdur." | 96 |
| İsra | 83 | İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer. | 122 |
| İsra | 84 | De ki: "Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir." | 124 |
| İsra | 85 | Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir." | 132 |
| İsra | 87 | Ancak Rabbin'den bir rahmet olarak böyle yapmadık. Çünkü O'nun sana olan lütfu büyüktür. | 114 |
| İsra | 105 | Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. | 134 |
| İsra | 106 | Biz Kur'an'ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik. | 118 |
| İsra | 108 | "Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin va'di mutlaka gerçekleşecektir" derler. | 101 |
| İsra | 109 | Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır. | 110 |
| Kehf | 1 | Hamd, kuluna Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren ve onda hiçbir eğrilik yapmayan Allah'a mahsustur. | 110 |
| Kehf | 6 | Demek sen, bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin! | 116 |
| Kehf | 8 | Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak haline getireceğiz. | 109 |
| Kehf | 9 | Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm'i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın? | 117 |
| Kehf | 11 | Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık. (Onları uyuttuk) | 121 |
| Kehf | 12 | Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim. | 128 |
| Kehf | 23 | Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme! | 80 |
| Kehf | 25 | Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler. | 92 |
| Kehf | 30 | Gerçek şu ki iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz. | 125 |
| Kehf | 35 | Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: "Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum." | 126 |
| Kehf | 36 | "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum." | 133 |
| Kehf | 38 | "Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam." | 88 |
| Kehf | 41 | "Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile." | 101 |
| Kehf | 43 | Onun, Allah'tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi. | 132 |
| Kehf | 59 | İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler... Helak edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik. | 130 |
| Kehf | 61 | Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti. | 127 |
| Kehf | 64 | Mûsâ: "İşte aradığımız bu idi" dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisin geri döndüler. | 131 |
| Kehf | 66 | Mûsâ ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi. | 139 |
| Kehf | 67 | Adam şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin." | 94 |
| Kehf | 68 | "İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?" | 86 |
| Kehf | 69 | Mûsâ, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi. | 115 |
| Kehf | 72 | Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi. | 88 |
| Kehf | 73 | Mûsâ, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!" dedi. | 106 |
| Kehf | 75 | Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?" dedi. | 87 |
| Kehf | 80 | "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk." | 129 |
| Kehf | 81 | "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik." | 132 |
| Kehf | 83 | (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım." | 125 |
| Kehf | 84 | Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik. | 126 |
| Kehf | 85 | O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu. | 65 |
| Kehf | 89 | Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu. | 58 |
| Kehf | 91 | İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır. | 97 |
| Kehf | 92 | Sonra yine bir yol tuttu. | 43 |
| Kehf | 93 | İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu. | 118 |
| Kehf | 97 | Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler. | 64 |
| Meryem | 1 | Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd. | 38 |
| Meryem | 2 | Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır. | 82 |
| Meryem | 3 | Hani o Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı. | 65 |
| Meryem | 15 | Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selam olsun! | 90 |
| Meryem | 18 | Meryem, "Senden, Rahmân'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi. | 127 |
| Meryem | 19 | Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi. | 125 |
| Meryem | 22 | Böylece Meryem çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. | 90 |
| Meryem | 25 | . "Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün." | 92 |
| Meryem | 28 | "Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi." | 115 |
| Meryem | 29 | Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler. | 138 |
| Meryem | 30 | Bebek şöyle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı (İncil'i) verdi ve beni bir peygamber yaptı." | 141 |
| Meryem | 31 | "Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti." | 130 |
| Meryem | 32 | "Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı." | 86 |
| Meryem | 33 | "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir)." | 112 |
| Meryem | 34 | Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur. | 99 |
| Meryem | 36 | Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O'na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur. | 140 |
| Meryem | 39 | Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. | 116 |
| Meryem | 40 | Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler. | 124 |
| Meryem | 41 | Kitapta İbrahim'i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi. | 109 |
| Meryem | 43 | "Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim." | 118 |
| Meryem | 44 | "Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân'a isyankâr olmuştur." | 97 |
| Meryem | 51 | Kitapta, Mûsâ'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resül, bir nebi idi. | 107 |
| Meryem | 52 | Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık. | 131 |
| Meryem | 53 | Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn'u bir nebi olarak kendisine bahşettik. | 94 |
| Meryem | 54 | Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir resül, bir nebi idi. | 115 |
| Meryem | 55 | Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb'inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı. | 106 |
| Meryem | 56 | Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi. | 97 |
| Meryem | 57 | Onu yüce bir makama yükselttik. | 53 |
| Meryem | 63 | İşte bu, kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir. | 118 |
| Meryem | 66 | İnsan, "Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?" der. | 107 |
| Meryem | 67 | İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi? | 108 |
| Meryem | 69 | Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız. | 118 |
| Meryem | 70 | Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz. | 92 |
| Meryem | 71 | (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. | 143 |
| Meryem | 74 | Biz onlardan önce, mal-mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helak ettik. | 110 |
| Meryem | 77 | Âyetlerimizi inkar edip "Bana elbette mal ve evlat verilecek!" diyen kimseyi gördün mü? | 109 |
| Meryem | 78 | Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış? | 87 |
| Meryem | 80 | Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek. | 128 |
| Meryem | 81 | Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler. | 122 |
| Meryem | 82 | Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkar edecekler ve kendilerine düşman olacaklar. | 112 |
| Meryem | 87 | Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır. | 118 |
| Meryem | 88 | Onlar, "Rahmân bir çocuk edindi" dediler. | 63 |
| Meryem | 89 | Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. | 73 |
| Meryem | 92 | Halbuki Rahmân'a bir çocuk edinmek yakışmaz. | 68 |
| Meryem | 93 | Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman'a kul olarak gelecektir. | 81 |
| Meryem | 94 | Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır. | 90 |
| Meryem | 95 | Onlar(ın her biri) kıyamet günü O'na tek başına gelecektir. | 82 |
| Meryem | 96 | İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır. | 104 |
| Ta Ha | 1 | Tâ Hâ. | 23 |
| Ta Ha | 4 | (O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir. | 85 |
| Ta Ha | 5 | Rahmân, Arş'a kurulmuştur. | 47 |
| Ta Ha | 6 | Göklerdeki, yerdeki bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O'nundur. | 114 |
| Ta Ha | 7 | Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da. | 138 |
| Ta Ha | 8 | Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. En güzel isimler O'nundur. | 100 |
| Ta Ha | 9 | Mûsâ'nın haberi sana ulaştı mı? | 55 |
| Ta Ha | 11 | Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ!" | 83 |
| Ta Ha | 12 | "Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ'dasın." | 127 |
| Ta Ha | 13 | "Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle." | 93 |
| Ta Ha | 14 | "Şüphe yok ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl." | 140 |
| Ta Ha | 16 | "Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helak olursun!" | 148 |
| Ta Ha | 17 | "Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?" | 53 |
| Ta Ha | 19 | Allah, "Onu yere at ey Mûsâ!" dedi. | 56 |
| Ta Ha | 20 | Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş! | 92 |
| Ta Ha | 21 | Allah şöyle dedi: "Tut onu. Korkma! Biz onu yine eski durumuna döndüreceğiz." | 101 |
| Ta Ha | 24 | "Firavun'a git, çünkü o azmıştır." | 59 |
| Ta Ha | 25 | Mûsâ dedi ki: "Rabbim! Gönlüme ferahlık ver." | 69 |
| Ta Ha | 26 | "İşimi bana kolaylaştır." | 48 |
| Ta Ha | 28 | "Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar." | 73 |
| Ta Ha | 29 | "Bana ailemden birini yardımcı yap," | 57 |
| Ta Ha | 30 | "Kardeşim Hârûn'u." | 41 |
| Ta Ha | 31 | "Onunla gücümü artır." | 45 |
| Ta Ha | 32 | "Onu işime ortak et." | 41 |
| Ta Ha | 33 | "Seni çok tespih edelim diye", | 48 |
| Ta Ha | 34 | "Seni çok zikredelim diye." | 49 |
| Ta Ha | 35 | "Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin." | 62 |
| Ta Ha | 36 | Allah şöyle dedi: "İstediğin sana verildi ey Mûsâ!" | 76 |
| Ta Ha | 37 | "Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk." | 73 |
| Ta Ha | 38 | "Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:" | 79 |
| Ta Ha | 41 | "Ben seni kendim için seçtim." | 51 |
| Ta Ha | 42 | "Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin." | 121 |
| Ta Ha | 43 | "Firavun'a gidin. Çünkü o azmıştır." | 63 |
| Ta Ha | 44 | "Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar." | 84 |
| Ta Ha | 46 | Allah şöyle dedi: "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm." | 108 |
| Ta Ha | 48 | "Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu." | 99 |
| Ta Ha | 49 | Firavun, "Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?" dedi. | 64 |
| Ta Ha | 50 | Mûsâ, "Rabbimiz her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir" dedi. | 130 |
| Ta Ha | 51 | Firavun, "Ya geçmiş nesillerin hali ne olacak?" dedi. | 73 |
| Ta Ha | 56 | Andolsun, biz ona (Firavun'a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti. | 120 |
| Ta Ha | 57 | Şöyle dedi: "Ey Mûsâ! Sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?" | 101 |
| Ta Ha | 59 | Mûsâ, "Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi. | 109 |
| Ta Ha | 60 | Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi. | 109 |
| Ta Ha | 62 | Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular. | 100 |
| Ta Ha | 65 | Sihirbazlar: "Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz" dediler. | 110 |
| Ta Ha | 67 | Bunun üzerine Mûsâ içinde bir korku hissetti. | 68 |
| Ta Ha | 68 | Şöyle dedik: "Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan." | 92 |
| Ta Ha | 79 | Firavun halkını saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi. | 80 |
| Ta Ha | 83 | (Mûsâ Tûr'a varınca): "Seni, acele ile kavminden uzaklaştıran nedir, ey Mûsâ?" (dedik.) | 114 |
| Ta Ha | 84 | Mûsâ şöyle dedi: "Onlar, işte onlar hemen arkamdalar. Rabbim! Sen hoşnut olasın diye, acele ederek sana geldim." | 140 |
| Ta Ha | 85 | Allah, "Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı" dedi. | 109 |
| Ta Ha | 91 | Onlar da, "Mûsâ bize dönünceye kadar buzağıya ibadet etmeye devam edeceğiz" dediler. | 108 |
| Ta Ha | 95 | Mûsâ, "Ya senin derdin neydi ey Samirî?" dedi. | 68 |
| Ta Ha | 98 | Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O ilmiyle her şeyi kuşatmıştır | 131 |
| Ta Ha | 100 | Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir. | 122 |
| Ta Ha | 102 | O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz. | 111 |
| Ta Ha | 105 | (Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: "Rabbim onları toz edip savuracak." | 136 |
| Ta Ha | 106 | "Onların yerlerini dümdüz, boş bir alan halinde bırakacaktır." | 88 |
| Ta Ha | 107 | "Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin." | 78 |
| Ta Ha | 109 | O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. | 127 |
| Ta Ha | 112 | Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan. | 125 |
| Ta Ha | 118 | "Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur." | 85 |
| Ta Ha | 119 | "Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın." | 86 |
| Ta Ha | 122 | Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi. | 95 |
| Ta Ha | 125 | O da şöyle der: "Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum halde, niçin beni kör olarak haşrettin?" | 124 |
| Ta Ha | 126 | Allah "Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun" der. | 133 |
| Enbiya | 1 | İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Halbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler. | 110 |
| Enbiya | 4 | Peygamber onlara dedi ki: "Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir." | 135 |
| Enbiya | 6 | Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler? | 123 |
| Enbiya | 8 | Biz onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi. | 110 |
| Enbiya | 11 | Biz zulmetmekte olan nice memleket kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik. | 130 |
| Enbiya | 12 | Onlar azabımızı hissedince hemen oradan süratle kaçıyorlardı. | 88 |
| Enbiya | 14 | "Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik" dediler. | 83 |
| Enbiya | 15 | Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti. | 113 |
| Enbiya | 16 | Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. | 85 |
| Enbiya | 17 | Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık. | 127 |
| Enbiya | 20 | Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler. | 70 |
| Enbiya | 21 | Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek bir takım ilahlar mı edindiler? | 92 |
| Enbiya | 23 | O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar. | 86 |
| Enbiya | 27 | Onlar Allah'tan önce söz söylemezler ve hep onun emriyle iş görürler. | 95 |
| Enbiya | 33 | O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler. | 114 |
| Enbiya | 34 | Biz senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar? | 128 |
| Enbiya | 37 | İnsan çok aceleci (tezcanlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin. | 134 |
| Enbiya | 38 | Bir de "Eğer doğru söyleyenler iseniz bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar. | 107 |
| Enbiya | 45 | De ki: "Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum." Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. | 126 |
| Enbiya | 46 | Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak "Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik" diyeceklerdir. | 153 |
| Enbiya | 49 | Onlar, görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar. | 121 |
| Enbiya | 50 | İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz? | 125 |
| Enbiya | 51 | Andolsun, daha önce de İbrahim'e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk. | 129 |
| Enbiya | 52 | Hani o babasına ve kavmine, "Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?" demişti. | 99 |
| Enbiya | 53 | "Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk" dediler. | 75 |
| Enbiya | 54 | İbrahim, "Andolsun, Siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi. | 108 |
| Enbiya | 55 | "Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?" dediler. | 94 |
| Enbiya | 57 | Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. | 130 |
| Enbiya | 59 | Onlar, "Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir" dediler. | 102 |
| Enbiya | 60 | (İçlerinden bazıları), "İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk" dediler. | 122 |
| Enbiya | 61 | (Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler. | 138 |
| Enbiya | 62 | (İbrahim gelince) "Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim" dediler. | 96 |
| Enbiya | 63 | Dedi ki, "Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun, bakalım!" | 117 |
| Enbiya | 64 | Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz" dediler. | 111 |
| Enbiya | 65 | Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, "Andolsun bunların konuşmayacağını sen de bilirsin" dediler. | 133 |
| Enbiya | 68 | (İçlerinden bazıları), "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin" dediler. | 129 |
| Enbiya | 69 | "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol" dedik. | 77 |
| Enbiya | 70 | Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük. | 121 |
| Enbiya | 71 | Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık. | 120 |
| Enbiya | 72 | Ona İshak'ı ve ayrıca da Yakub'u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık. | 107 |
| Enbiya | 75 | Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi. | 95 |
| Enbiya | 85 | İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi. | 100 |
| Enbiya | 86 | Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi. | 96 |
| Enbiya | 88 | Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü'minleri böyle kurtarırız. | 126 |
| Enbiya | 93 | (İnsanlar) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize dönecekler. | 115 |
| Enbiya | 95 | Helak ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır. | 93 |
| Enbiya | 96 | Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler. | 103 |
| Enbiya | 98 | Hiç şüphesiz siz ve Allah'tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız. | 126 |
| Enbiya | 99 | Eğer onlar ilah olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır. | 109 |
| Enbiya | 100 | Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler. | 108 |
| Enbiya | 102 | Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak kalırlar. | 133 |
| Enbiya | 105 | Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebûr'da da, "Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır" diye yazmıştık. | 145 |
| Enbiya | 106 | Şüphesiz bunda Allah'a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır. | 101 |
| Enbiya | 107 | (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. | 82 |
| Enbiya | 108 | De ki: "Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?" | 136 |
| Enbiya | 110 | "Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir." | 106 |
| Enbiya | 111 | "Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır." | 107 |
| Hac | 1 | Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. | 122 |
| Hac | 6 | Bu böyle. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Şüphesiz O ölüleri diriltir ve O her şeye hakkıyla kadirdir. | 129 |
| Hac | 7 | Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah kabirdeki kimseleri diriltecektir. | 137 |
| Hac | 10 | (Ona), "İşte bu kendi ellerinin önceden işledikleri yüzündendir. Allah kesinlikle kullara zulmedici değildir" (denir.) | 142 |
| Hac | 12 | O, Allah'ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere tapar. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir. | 135 |
| Hac | 13 | Zararı faydasından daha yakın olana tapar. O (taptığı) ne kötü yardımcı, ne fena yoldaştır! | 120 |
| Hac | 16 | Böylece biz Kur'an'ı apaçık âyetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola iletir. | 122 |
| Hac | 20 | Onunla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. | 75 |
| Hac | 21 | Onlar için bir de demirden topuzlar vardır. | 62 |
| Hac | 24 | Onlar hem sözün hoş olanına ulaştırılmışlar, hem de övgüye layık olan Allah'ın yoluna iletilmişlerdir. | 131 |
| Hac | 27 | İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. | 142 |
| Hac | 29 | Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler. | 121 |
| Hac | 38 | Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez. | 102 |
| Hac | 49 | De ki: "Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım." | 90 |
| Hac | 50 | Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar için bir bağışlama, güzel bir nimet (cennet) vardır. | 136 |
| Hac | 51 | Âyetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. | 112 |
| Hac | 57 | İnkar edip âyetlerimizi yalanlamış olanlara gelince, onlar için de alçaltıcı bir azap vardır. | 119 |
| Hac | 64 | . Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Şüphesiz ki Allah elbette zengindir, elbette övgüye layıktır. | 134 |
| Hac | 66 | O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür. | 132 |
| Hac | 68 | Eğer seninle mücadele ederlerse, de ki: "Allah yapmakta olduğunuzu daha iyi bilmektedir." | 109 |
| Hac | 69 | Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir. | 129 |
| Hac | 74 | Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | 114 |
| Hac | 75 | Allah meleklerden de resüller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | 130 |
| Hac | 77 | Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. | 123 |
| Müminun | 1 | Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. | 64 |
| Müminun | 2 | Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. | 72 |
| Müminun | 3 | Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. | 87 |
| Müminun | 4 | Onlar ki, zekatı öderler. | 48 |
| Müminun | 5 | Onlar ki, ırzlarını korurlar. | 53 |
| Müminun | 7 | Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. | 88 |
| Müminun | 8 | Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler. | 88 |
| Müminun | 9 | Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler. | 69 |
| Müminun | 10 | İşte bunlar varis olanların ta kendileridir. | 69 |
| Müminun | 11 | Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | 98 |
| Müminun | 12 | Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. | 91 |
| Müminun | 13 | Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik. | 107 |
| Müminun | 15 | Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz. | 84 |
| Müminun | 16 | Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz. | 93 |
| Müminun | 17 | Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık.3 Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz. | 118 |
| Müminun | 22 | Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız. | 72 |
| Müminun | 25 | "Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz." | 105 |
| Müminun | 26 | (Nûh), "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi. | 90 |
| Müminun | 28 | Sen ve beraberindeki kimseler gemiye bindiğiniz zaman: "Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun" de. | 135 |
| Müminun | 29 | Yine de ki: "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın." | 121 |
| Müminun | 30 | Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz. | 106 |
| Müminun | 31 | Sonra onların (Nûh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık. | 90 |
| Müminun | 34 | "Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız." | 105 |
| Müminun | 36 | "Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!" | 73 |
| Müminun | 37 | "Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz." | 121 |
| Müminun | 38 | "Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız." | 111 |
| Müminun | 39 | O peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi. | 95 |
| Müminun | 40 | Allah, "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" dedi. | 82 |
| Müminun | 42 | Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık. | 77 |
| Müminun | 43 | Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de. | 89 |
| Müminun | 47 | Bu yüzden, "Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız" dediler. | 114 |
| Müminun | 48 | Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular. | 98 |
| Müminun | 49 | Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik. | 92 |
| Müminun | 53 | (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir. | 138 |
| Müminun | 54 | Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak! | 115 |
| Müminun | 57 | Rablerinin azametinden korkup titreyenler, | 64 |
| Müminun | 58 | Rablerinin âyetlerine inananlar, | 55 |
| Müminun | 59 | Rablerine ortak koşmayanlar, | 50 |
| Müminun | 60 | Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler, | 92 |
| Müminun | 61 | İşte bunlar hayır işlerine koşuşurlar ve o uğurda öne geçerler. | 94 |
| Müminun | 65 | Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz. | 97 |
| Müminun | 69 | Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkar ediyorlar? | 113 |
| Müminun | 73 | Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. | 78 |
| Müminun | 74 | Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar. | 86 |
| Müminun | 76 | Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve ona yalvarıp yakarmadılar. | 142 |
| Müminun | 78 | Halbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! | 124 |
| Müminun | 79 | O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O'nun huzurunda toplanacaksınız. | 106 |
| Müminun | 81 | Hayır onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ettiler. | 92 |
| Müminun | 84 | De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?" | 100 |
| Müminun | 85 | Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" de. | 109 |
| Müminun | 86 | De ki: "Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" | 87 |
| Müminun | 87 | ."Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de. | 110 |
| Müminun | 89 | "Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?" de. | 88 |
| Müminun | 90 | Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar. | 98 |
| Müminun | 94 | De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma." | 140 |
| Müminun | 95 | Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter. | 104 |
| Müminun | 97 | De ki: "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım." | 94 |
| Müminun | 98 | "Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım." | 99 |
| Müminun | 102 | Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | 113 |
| Müminun | 104 | Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar. | 81 |
| Müminun | 105 | Allah, "Âyetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" der. | 105 |
| Müminun | 106 | Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk." | 131 |
| Müminun | 107 | "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz." | 132 |
| Müminun | 108 | Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der. | 98 |
| Müminun | 110 | Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz. | 129 |
| Müminun | 112 | Allah (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar. | 92 |
| Müminun | 113 | Onlar, "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler. | 114 |
| Müminun | 114 | Allah şöyle der: "Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız." | 120 |
| Müminun | 115 | "Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" | 111 |
| Müminun | 116 | Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Ondan başka hiç ilah yoktur. O şerefli ve yüce arşın Rabbidir. | 133 |
| Müminun | 118 | De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!" | 114 |
| Nur | 5 | Ancak tövbe edip bundan sonra ıslah olanlar müstesna. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | 135 |
| Nur | 17 | Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor. | 121 |
| Nur | 18 | Allah size âyetleri açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | 116 |
| Nur | 42 | Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş de ancak Allah'adır. | 99 |
| Nur | 44 | Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır. | 128 |
| Nur | 46 | Andolsun, biz açıklayıcı âyetler indirdik. Allah dilediği kimseyi doğru yola iletir. | 108 |
| Nur | 49 | Ama gerçek (verilen hüküm) kendi lehlerinde ise, boyun eğerek ona gelirler. | 96 |
| Nur | 56 | Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin. | 103 |
| Furkan | 1 | Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân'ı indiren Allah'ın şanı yücedir. | 103 |
| Furkan | 9 | (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar. | 144 |
| Furkan | 12 | Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler. | 118 |
| Furkan | 14 | (Kendilerine) "Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, bir çok kere yok olmayı isteyin!" (denir.) | 118 |
| Furkan | 23 | Onların yaptıkları bütün amellerine yöneldik ve onları dağılmış zerreciklere çevirdik. | 118 |
| Furkan | 24 | O gün cennetliklerin kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer daha güzeldir. | 109 |
| Furkan | 25 | O gün gök bulutlarla yarılıp parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir. | 110 |
| Furkan | 26 | O gün gerçek hükümranlık Rahmân'ındır ve kafirlere zorlu bir gün olacaktır. | 105 |
| Furkan | 28 | "Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!" | 77 |
| Furkan | 29 | "Andolsun, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir." | 136 |
| Furkan | 30 | Peygamber, "Ey Rabbim! Kavmim şu Kur'an'ı terkedilmiş bir şey haline getirdi" dedi. | 105 |
| Furkan | 35 | Andolsun, Biz, Mûsâ'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ve kardeşi Hârûn'u da ona yardımcı kıldık. | 122 |
| Furkan | 36 | Onlara, "Âyetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin" dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik. | 111 |
| Furkan | 38 | Âd ve Semûd kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helak ettik. | 119 |
| Furkan | 39 | Bunların herbirine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik. | 115 |
| Furkan | 43 | Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? | 108 |
| Furkan | 46 | Sonra onu kendimize yavaş yavaş çektik. | 62 |
| Furkan | 47 | O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır. | 127 |
| Furkan | 51 | Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik. | 72 |
| Furkan | 52 | Öyle ise kafirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur'an'la büyük bir mücadele ver. | 106 |
| Furkan | 54 | O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin her şeye hakkıyla gücü yetendir. | 140 |
| Furkan | 56 | Biz seni ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. | 81 |
| Furkan | 57 | De ki: "Ben buna karşılık sizden dileyen kimsenin, Rabbine giden yolu tutmasından başka herhangi bir ücret istemiyorum." | 148 |
| Furkan | 64 | Onlar, Rabblerine secde ederek ve kıyamda durarak geceleyenlerdir. | 87 |
| Furkan | 66 | "Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası." | 88 |
| Furkan | 67 | Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır. | 141 |
| Furkan | 69 | Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedi kalır. | 110 |
| Furkan | 71 | Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah'a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner. | 118 |
| Furkan | 73 | Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler. | 123 |
| Furkan | 76 | Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır! | 97 |
| Şuara | 1 | Ta Sin Mim. | 27 |
| Şuara | 2 | Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir. | 59 |
| Şuara | 3 | Ey Muhammed! Mü'min olmuyorlar diye adetâ kendini helak edeceksin! | 87 |
| Şuara | 4 | Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar | 106 |
| Şuara | 5 | Rahmân'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler. | 94 |
| Şuara | 6 | Onlar (Allah'ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek. | 129 |
| Şuara | 7 | Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik. | 106 |
| Şuara | 8 | Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar. | 122 |
| Şuara | 9 | Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. | 95 |
| Şuara | 12 | Mûsâ şöyle dedi: "Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum." | 108 |
| Şuara | 13 | "Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)." | 133 |
| Şuara | 14 | "Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım." | 121 |
| Şuara | 15 | Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz." | 136 |
| Şuara | 16 | "Firavun'a gidin ve deyin: "Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz", | 93 |
| Şuara | 17 | "İsrailoğullarını bizimle beraber gönder." | 69 |
| Şuara | 19 | "(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin." | 105 |
| Şuara | 20 | Mûsâ şöyle dedi: "Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım." | 116 |
| Şuara | 22 | "Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir." | 123 |
| Şuara | 23 | Firavun, "Âlemlerin Rabbi de nedir?" dedi. | 61 |
| Şuara | 25 | Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi. | 93 |
| Şuara | 26 | Mûsâ, "O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi. | 94 |
| Şuara | 27 | Firavun, "Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir" dedi. | 90 |
| Şuara | 29 | Firavun, "Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim." | 116 |
| Şuara | 30 | Mûsâ, "Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?" dedi. | 81 |
| Şuara | 31 | Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi. | 81 |
| Şuara | 32 | Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. | 122 |
| Şuara | 33 | Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş. | 96 |
| Şuara | 34 | Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu bilgin bir sihirbazdır" dedi. | 105 |
| Şuara | 35 | "Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?" | 94 |
| Şuara | 36 | Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy.Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder." | 100 |
| Şuara | 37 | "Sana bütün usta sihirbazları getirsinler." | 66 |
| Şuara | 38 | Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler. | 107 |
| Şuara | 39 | İnsanlara da "Siz de toplanır mısınız?" denildi. | 72 |
| Şuara | 40 | "Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.) | 79 |
| Şuara | 41 | Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek gerçekten bize bir mükafat var mı?" dediler. | 127 |
| Şuara | 42 | Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi. | 103 |
| Şuara | 43 | Mûsâ onlara, "Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" dedi. | 80 |
| Şuara | 45 | Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asâ onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor. | 126 |
| Şuara | 46 | Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. | 74 |
| Şuara | 47 | "Âlemlerin Rabbine inandık" dediler. | 58 |
| Şuara | 48 | "Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbi'ne." | 59 |
| Şuara | 50 | Sihirbazlar şöyle dediler: "Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz." | 96 |
| Şuara | 52 | Biz Mûsâ'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz" diye vahyettik. | 120 |
| Şuara | 53 | Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. | 75 |
| Şuara | 54 | Dedi ki, "Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur." | 75 |
| Şuara | 55 | "Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar." | 61 |
| Şuara | 56 | "Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz." | 66 |
| Şuara | 58 | Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık. | 125 |
| Şuara | 59 | İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık. | 93 |
| Şuara | 60 | Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular. | 81 |
| Şuara | 61 | İki topluluk birbirini görünce Mûsâ'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler. | 107 |
| Şuara | 62 | Mûsâ, "Hayır!, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi. | 98 |
| Şuara | 64 | Ötekileri de oraya yaklaştırdık. | 56 |
| Şuara | 65 | Mûsâ'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. | 72 |
| Şuara | 66 | Sonra ötekileri suda boğduk. | 50 |
| Şuara | 67 | Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi. | 98 |
| Şuara | 68 | Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. | 98 |
| Şuara | 69 | Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku. | 68 |
| Şuara | 70 | Hani o babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti. | 80 |
| Şuara | 71 | "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi. | 88 |
| Şuara | 72 | İbrahim dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?" | 91 |
| Şuara | 73 | "Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?" | 66 |
| Şuara | 74 | "Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler. | 83 |
| Şuara | 76 | İbrahim şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?" | 113 |
| Şuara | 77 | "Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur." | 106 |
| Şuara | 78 | "O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir." | 73 |
| Şuara | 79 | "O, bana yediren ve içirendir." | 50 |
| Şuara | 80 | "Hastalandığımda da O bana şifa verir." | 63 |
| Şuara | 81 | "O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır." | 78 |
| Şuara | 82 | "O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur." | 89 |
| Şuara | 83 | "Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat." | 90 |
| Şuara | 84 | "Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl." | 85 |
| Şuara | 85 | "Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle." | 63 |
| Şuara | 86 | "Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır." | 95 |
| Şuara | 87 | "(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!" | 72 |
| Şuara | 88 | "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!" | 63 |
| Şuara | 89 | "Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka." | 65 |
| Şuara | 90 | Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak. | 86 |
| Şuara | 95 | Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar. | 113 |
| Şuara | 96 | Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: | 75 |
| Şuara | 97 | "Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz." | 94 |
| Şuara | 98 | Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk." | 72 |
| Şuara | 99 | Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı." | 72 |
| Şuara | 100 | İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok." | 70 |
| Şuara | 101 | "Candan bir dostumuz da yok." | 50 |
| Şuara | 102 | Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak. | 84 |
| Şuara | 103 | Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi. | 92 |
| Şuara | 104 | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır. | 101 |
| Şuara | 105 | Nûh'un kavmi de Peygamberleri yalanladı. | 63 |
| Şuara | 106 | Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" | 120 |
| Şuara | 107 | "Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." | 84 |
| Şuara | 108 | "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." | 83 |
| Şuara | 109 | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." | 135 |
| Şuara | 110 | "O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!" | 84 |
| Şuara | 111 | Dediler ki: "Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız." | 108 |
| Şuara | 112 | Nûh şöyle dedi: "Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?" | 96 |
| Şuara | 113 | "Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!" | 93 |
| Şuara | 114 | "Ben inananları kovacak değilim." | 56 |
| Şuara | 115 | "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım." | 60 |
| Şuara | 116 | Dediler ki: "Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!" | 107 |
| Şuara | 117 | Nûh şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı." | 76 |
| Şuara | 118 | "Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar." | 113 |
| Şuara | 119 | Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık. | 100 |
| Şuara | 120 | Sonra da geride kalanları suda boğduk. | 61 |
| Şuara | 121 | Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. | 102 |
| Şuara | 122 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır. | 100 |
| Şuara | 123 | Âd kavmi de peygamberleri yalanladı. | 59 |
| Şuara | 124 | Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" | 120 |
| Şuara | 125 | "Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." | 83 |
| Şuara | 126 | "Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." | 88 |
| Şuara | 127 | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." | 133 |
| Şuara | 128 | "Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?" | 101 |
| Şuara | 129 | "İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?" | 96 |
| Şuara | 130 | "Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız." | 74 |
| Şuara | 131 | "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." | 85 |
| Şuara | 135 | "Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum." | 95 |
| Şuara | 136 | Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir." | 107 |
| Şuara | 137 | "Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir." | 82 |
| Şuara | 138 | "Biz azaba uğratılacak da değiliz." | 57 |
| Şuara | 140 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. | 93 |
| Şuara | 141 | Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı. | 62 |
| Şuara | 142 | Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" | 120 |
| Şuara | 143 | "Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." | 71 |
| Şuara | 144 | "Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!" | 90 |
| Şuara | 145 | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." | 133 |
| Şuara | 149 | "Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz." | 74 |
| Şuara | 150 | "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." | 83 |
| Şuara | 152 | "Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin." | 115 |
| Şuara | 153 | Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin." | 68 |
| Şuara | 154 | "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir." | 126 |
| Şuara | 156 | "Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar." | 111 |
| Şuara | 157 | Derken onu kestiler, fakat pişman oldular. | 62 |
| Şuara | 158 | Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. | 135 |
| Şuara | 159 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. | 92 |
| Şuara | 160 | Lût'un kavmi de peygamberleri yalanladı. | 61 |
| Şuara | 161 | Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" | 119 |
| Şuara | 162 | "Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." | 84 |
| Şuara | 163 | "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." | 83 |
| Şuara | 164 | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." | 133 |
| Şuara | 167 | Dediler ki: "Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!" | 134 |
| Şuara | 168 | Lût şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım." | 110 |
| Şuara | 169 | "Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar." | 91 |
| Şuara | 171 | Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. | 128 |
| Şuara | 172 | Sonra diğerlerini helâk ettik. | 53 |
| Şuara | 174 | Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. | 110 |
| Şuara | 175 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. | 93 |
| Şuara | 176 | Eyke halkı da peygamberleri yalanladı. | 61 |
| Şuara | 177 | Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" | 107 |
| Şuara | 178 | "Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." | 86 |
| Şuara | 179 | Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. | 81 |
| Şuara | 180 | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." | 135 |
| Şuara | 181 | Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın." | 72 |
| Şuara | 182 | "Doğru terazi ile tartın." | 47 |
| Şuara | 184 | "Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının." | 86 |
| Şuara | 185 | Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin." | 79 |
| Şuara | 186 | Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." | 103 |
| Şuara | 187 | "Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür." | 105 |
| Şuara | 188 | Şuayb, "Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi. | 76 |
| Şuara | 190 | Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. | 102 |
| Şuara | 191 | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. | 93 |
| Şuara | 192 | Şüphesiz bu Kur'an, âlemlerin Rabbi'nin indirmesidir. | 77 |
| Şuara | 195 | Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. | 133 |
| Şuara | 196 | Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı. | 99 |
| Şuara | 197 | İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? | 122 |
| Şuara | 199 | Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı yine buna inanmazlardı. | 128 |
| Şuara | 200 | İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk. | 85 |
| Şuara | 204 | Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar? | 75 |
| Şuara | 205 | Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak, | 106 |
| Şuara | 206 | Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?) | 94 |
| Şuara | 207 | (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı. | 89 |
| Şuara | 208 | Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik. | 84 |
| Şuara | 209 | Bu bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz. | 64 |
| Şuara | 210 | O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir. | 59 |
| Şuara | 211 | Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez. | 82 |
| Şuara | 212 | Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır. | 84 |
| Şuara | 213 | Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun! | 121 |
| Şuara | 214 | (Önce) en yakın akrabanı uyar. | 54 |
| Şuara | 215 | Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını indir. | 69 |
| Şuara | 216 | Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de. | 115 |
| Şuara | 220 | Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | 75 |
| Şuara | 221 | Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? | 73 |
| Şuara | 222 | Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. | 62 |
| Şuara | 223 | Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır. | 92 |
| Şuara | 224 | Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. | 65 |
| Şuara | 226 | Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. | 125 |
| Neml | 9 | "Ey Mûsâ! Gerçek şu ki, ben mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım." | 103 |
| Neml | 6 | Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir. | 110 |
| Neml | 5 | Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. | 115 |
| Neml | 4 | Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar. | 135 |
| Neml | 1 | Ta-Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir. | 74 |
| Neml | 13 | Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler. | 116 |
| Neml | 26 | Allah kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Büyük Arş’ın Rabbidir. | 90 |
| Neml | 27 | Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz." | 115 |
| Neml | 28 | "Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak." | 110 |
| Neml | 29 | Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: "Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı." | 100 |
| Neml | 33 | Dediler ki: "Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün." | 112 |
| Neml | 35 | "Ben onlara bir hediye gönderip elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım." | 93 |
| Neml | 38 | Süleyman, "Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?" | 127 |
| Neml | 39 | Cinlerden bir ifrit,"Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim" dedi. | 140 |
| Neml | 41 | Süleyman, "Tahtını tanınmaz hale getirin. Bakalım tanıyacak mı, yoksa tanımayacaklardan mı olacak?" dedi. | 122 |
| Neml | 43 | Daha önce Allah’tan başka taptığı şeyler ona engel olmuştu. Çünkü o inkâr eden bir kavimden idi. | 117 |
| Neml | 48 | Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı. | 126 |
| Neml | 50 | Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu. | 82 |
| Neml | 51 | Bak onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekün helak ettik. | 105 |
| Neml | 52 | İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır. | 121 |
| Neml | 53 | İman edip Allah’a karşı gelmekten sakınmakta olanları ise kurtardık. | 84 |
| Neml | 55 | "Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz." | 127 |
| Neml | 57 | Biz de onu ve ailesini kurtardık. Ancak karısı başka. Onun geride kalıp helak olmasını takdir ettik. | 115 |
| Neml | 67 | İnkar edenler dediler ki: "Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?" | 134 |
| Neml | 69 | De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın." | 92 |
| Neml | 70 | Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme. | 89 |
| Neml | 71 | Onlar, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar. | 96 |
| Neml | 72 | De ki: "Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır." | 101 |
| Neml | 73 | Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu şükretmezler. | 105 |
| Neml | 74 | Şüphesiz senin Rabbin onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa çıkardıklarını da mutlaka bilir. | 123 |
| Neml | 75 | Gökte ve yerde gâib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın. | 115 |
| Neml | 76 | Şüphesiz bu Kur’an İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. | 119 |
| Neml | 77 | Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir. | 78 |
| Neml | 78 | Şüphesiz senin Rabbin onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir. | 120 |
| Neml | 79 | Öyle ise Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun. | 92 |
| Neml | 80 | Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. | 122 |
| Neml | 85 | Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar. | 92 |
| Neml | 89 | Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler. | 108 |
| Kasas | 1 | Tâ-Sîn-Mîm. | 29 |
| Kasas | 2 | Bunlar apaçık Kitab'ın âyetleridir. | 57 |
| Kasas | 3 | İman eden bir kavm için Mûsâ ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız. | 129 |
| Kasas | 11 | Annesi, Mûsâ'nın kız kardeşine, "Onu takip et" dedi. O da Mûsâ'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi. | 135 |
| Kasas | 17 | "Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım" dedi. | 95 |
| Kasas | 21 | Mûsâ korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı ve "Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar" dedi. | 131 |
| Kasas | 22 | (Şehirden çıkıp) Medyen'e doğru yöneldiğinde, "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir" dedi. | 116 |
| Kasas | 40 | Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak! | 142 |
| Kasas | 41 | Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir. | 124 |
| Kasas | 51 | Andolsun, düşünüp öğüt alsınlar diye o sözü (Kur'an âyetlerini) onlara peşpeşe ulaştırdık. | 123 |
| Kasas | 52 | Bu Kur'an'dan önce kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, işte onlar ona da inanırlar. | 109 |
| Kasas | 62 | Allah'ın onlara seslenerek, "Hani benim, var olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarım?" diyeceği günü hatırla! | 132 |
| Kasas | 65 | Allah'ın onlara seslenerek, "Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyeceği günü hatırla." | 109 |
| Kasas | 66 | O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar. | 108 |
| Kasas | 67 | Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur. | 114 |
| Kasas | 69 | Rabbin, onların sinelerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da bilir. | 97 |
| Kasas | 74 | Allah'ın, onlara seslenerek, "Hani benim, var olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarım"? diyeceği günü hatırla. | 133 |
| Ankebut | 1 | Elif Lâm Mîm. | 32 |
| Ankebut | 2 | İnsanlar, "İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. | 107 |
| Ankebut | 4 | Yoksa kötülük yapanlar, bizden kaçıp kurtulacaklarını mı sandılar. Ne kötü hükmediyorlar! | 121 |
| Ankebut | 6 | Her kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah âlemlere muhtaç değildir. | 125 |
| Ankebut | 9 | İman edip de salih amel işleyenler var ya, biz onları mutlaka salihler (iyiler) arasına sokacağız. | 124 |
| Ankebut | 11 | Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir. | 104 |
| Ankebut | 15 | Biz de onu (Nûh'u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık. | 110 |
| Ankebut | 21 | O dilediğine azap eder, dilediğine de merhamet eder. Ancak O'na döndürüleceksiniz | 105 |
| Ankebut | 30 | (Lût) "Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et" dedi. | 88 |
| Ankebut | 34 | Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz. | 129 |
| Ankebut | 35 | Andolsun biz, aklını kullanacak bir kavm için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık. | 130 |
| Ankebut | 43 | İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar. | 119 |
| Ankebut | 44 | Allah gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. İşte bunda inananlar için bir ibret vardır. | 135 |
| Ankebut | 49 | Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin kalplerindeki apaçık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi ancak zalimler inkâr eder. | 145 |
| Ankebut | 56 | Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O halde ancak bana kulluk edin. | 126 |
| Ankebut | 57 | Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz. | 83 |
| Ankebut | 59 | Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir. | 85 |
| Ankebut | 62 | Allah kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. | 133 |
| Ankebut | 64 | Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! | 146 |
| Ankebut | 66 | Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler. | 140 |
| Rum | 1 | Elif Lâm Mîm. | 30 |
| Rum | 6 | Allah (onlara zafer konusunda) bir vaadde bulunmuştur. Allah vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler. | 130 |
| Rum | 7 | Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler. | 117 |
| Rum | 11 | Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız ona döndürüleceksiniz. | 122 |
| Rum | 12 | Kıyametin kopacağı günde suçlular hayal kırıklığı içinde ümitsizliğe düşeceklerdir. | 115 |
| Rum | 14 | Kıyametin kopacağı gün, işte o gün mü'minler ve kâfirler birbirinden ayrılacaklardır. | 112 |
| Rum | 15 | İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler | 111 |
| Rum | 16 | İnkar edip âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır. | 132 |
| Rum | 17 | Öyle ise akşama girdiğinizde, sabaha kavuştuğunuzda, Allah'ı tespih edin. | 96 |
| Rum | 18 | Göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğle vaktine girdiğinizde Allah'ı tespih edin. | 130 |
| Rum | 26 | Göklerde ve yerde kim varsa yalnızca O'na âittir. Hepsi O'na boyun eğmektedirler. | 102 |
| Rum | 34 | Kendilerine verdiğimiz nimetleri inkar etsinler bakalım! Haydi (şimdilik) yararlanın, ama yakında bileceksiniz. | 133 |
| Rum | 35 | Yoksa biz kendilerine bir delil mi indirdik de o, Allah'a ortak koşmaları konusunda (isabetli olduklarını) söylüyor? | 139 |
| Rum | 44 | Kim inkâr ederse, inkarı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için (cennette yer) hazırlarlar. | 144 |
| Rum | 49 | Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı. | 124 |
| Rum | 52 | Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin. | 128 |
| Rum | 57 | O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Allah'ı razı edecek amelleri işleme istekleri de kabul edilmez. | 130 |
| Rum | 59 | Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle mühürler. | 72 |
| Lokman | 24 | Biz onları (dünyada) biraz yararlandırırız. Sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz. | 116 |
| Lokman | 19 | "Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!" | 122 |
| Lokman | 5 | İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | 128 |
| Lokman | 1 | Elif Lâm Mîm. | 31 |
| Lokman | 3 | Bunlar, hikmet dolu Kitab'ın; iyilik yapanlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş âyetleridir. | 118 |
| Lokman | 4 | Onlar; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar. | 121 |
| Secde | 1 | Elif Lâm Mîm. | 30 |
| Secde | 2 | Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab'ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. | 115 |
| Secde | 6 | İşte Allah gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. | 114 |
| Secde | 7 | O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. | 104 |
| Secde | 8 | Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı. | 81 |
| Secde | 11 | De ki: "Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz." | 128 |
| Secde | 17 | Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez. | 126 |
| Secde | 18 | Hiç mü'min fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar. | 85 |
| Secde | 24 | Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık. | 138 |
| Secde | 28 | "Eğer doğru söyleyenler iseniz şu fetih ne zamanmış?" diyorlar. | 88 |
| Secde | 29 | De ki, "Fetih (Kıyamet) günü, inkar edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır." | 140 |
| Secde | 30 | Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar. | 89 |
| Ahzab | 2 | Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | 109 |
| Ahzab | 3 | Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter. | 65 |
| Ahzab | 11 | İşte orada mü'minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar. | 94 |
| Ahzab | 41 | Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin. | 62 |
| Ahzab | 42 | Onu sabah akşam tespih edin. | 47 |
| Ahzab | 47 | Mü'minlere kendileri için Allah'tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele. | 95 |
| Ahzab | 48 | Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. | 140 |
| Ahzab | 54 | Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. | 115 |
| Ahzab | 56 | Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin. | 131 |
| Ahzab | 62 | Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın kanununda asla değişme bulamazsın. | 133 |
| Ahzab | 64 | Şüphesiz Allah kâfirlere lanet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır. | 105 |
| Ahzab | 65 | Onlar, orada ebedi olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır. | 113 |
| Ahzab | 66 | Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, "Keşke Allah'a ve Resül'e itaat edeydik" diyecekler. | 137 |
| Ahzab | 67 | Yine şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar." | 140 |
| Ahzab | 68 | "Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanete uğrat." | 95 |
| Sebe | 20 | Şeytan onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular. | 125 |
| Sebe | 25 | De ki: "Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız." | 139 |
| Sebe | 28 | Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler. | 131 |
| Sebe | 29 | "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek" diyorlar. | 98 |
| Sebe | 30 | De ki: "Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz." | 138 |
| Sebe | 35 | Yine, "Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çoktur. Bize azap edilmeyecektir" demişlerdi. | 115 |
| Sebe | 38 | Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar azap için hazır bulundurulacaklar. | 125 |
| Sebe | 44 | Oysa biz onlara okuyup inceleyecekleri kitaplar vermedik. Onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik. | 130 |
| Sebe | 48 | De ki: "Şüphesiz Rabbim gerçeği ortaya koyar. O gaybleri hakkıyla bilendir." | 99 |
| Sebe | 49 | De ki: "Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz, eskiyi de geri getiremez." | 109 |
| Sebe | 53 | Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı. | 110 |
| Fatır | 35 | "O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez." | 137 |
| Fatır | 33 | Onlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir. | 135 |
| Fatır | 26 | Sonra ben inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu! | 95 |
| Fatır | 23 | Sen ancak bir uyarıcısın. | 48 |
| Fatır | 21 | Gölge ile sıcaklık bir olmaz. | 52 |
| Fatır | 22 | Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir. Sen kabirde bulunanlara işittirecek değilsin. | 132 |
| Fatır | 19 | Kör ile gören bir olmaz. | 44 |
| Fatır | 20 | Karanlıklar ile aydınlık bir olmaz. | 58 |
| Fatır | 17 | Bu Allah'a göre zor bir şey değildir. | 60 |
| Fatır | 16 | Eğer Allah dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir. | 78 |
| Yasin | 1 | Yâ Sîn. | 23 |
| Yasin | 4 | (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin. | 134 |
| Yasin | 7 | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | 109 |
| Yasin | 9 | Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | 121 |
| Yasin | 10 | Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. | 83 |
| Yasin | 13 | (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. | 103 |
| Yasin | 16 | (Elçiler ise) şöyle dediler: "Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor." | 125 |
| Yasin | 17 | "Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir." | 66 |
| Yasin | 20 | Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Bu elçilere uyun." | 116 |
| Yasin | 21 | "Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir." | 106 |
| Yasin | 22 | "Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca ona döndürüleceksiniz." | 119 |
| Yasin | 24 | "O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum." | 79 |
| Yasin | 25 | "Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!" | 85 |
| Yasin | 28 | Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik. | 138 |
| Yasin | 29 | Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler. | 75 |
| Yasin | 30 | Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar. | 107 |
| Yasin | 31 | Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi? | 134 |
| Yasin | 32 | Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır. | 102 |
| Yasin | 33 | Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler | 124 |
| Yasin | 39 | Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. | 131 |
| Yasin | 40 | Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. | 119 |
| Yasin | 41 | Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. | 91 |
| Yasin | 42 | Biz onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık. | 82 |
| Yasin | 43 | Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar. | 128 |
| Yasin | 44 | Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar. | 118 |
| Yasin | 46 | Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar. | 105 |
| Yasin | 48 | "Eğer doğru söyleyenlerseniz bu tehdit ne zaman gelecek?" diyorlar. | 89 |
| Yasin | 49 | Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar. | 107 |
| Yasin | 50 | Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler ne de ailelerine dönebilirler. | 98 |
| Yasin | 51 | Sûra üfürülür. Bir de bakarsın kabirlerden çıkmış Rablerine doğru akın akın gitmektedirler | 122 |
| Yasin | 53 | Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır. | 123 |
| Yasin | 54 | O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir. | 126 |
| Yasin | 55 | Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler. | 90 |
| Yasin | 56 | Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. | 78 |
| Yasin | 57 | Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır. | 96 |
| Yasin | 58 | Çok merhametli olan Rab'den bir söz olarak (kendilerine) "Selam" (vardır). | 96 |
| Yasin | 59 | (Allah şöyle der:) "Ey suçlular! Ayrılın bu gün!" | 74 |
| Yasin | 62 | "Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?" | 101 |
| Yasin | 63 | "İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir." | 64 |
| Yasin | 64 | "İnkar ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!" | 69 |
| Yasin | 71 | Görmediler mi ki biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. | 149 |
| Yasin | 72 | Biz o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler. | 126 |
| Yasin | 73 | Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi? | 123 |
| Yasin | 74 | Belki kendilerine yardım edilir diye Allah'ı bırakıp da ilahlar edindiler. | 97 |
| Yasin | 75 | Onlar ilahlar için (hizmete) hazır asker oldukları halde, ilahlar onlara yardım edemezler. | 113 |
| Yasin | 79 | De ki: "Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir." | 110 |
| Yasin | 80 | O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz. | 107 |
| Yasin | 82 | Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak "Ol!" demektir. O da hemen oluverir. | 105 |
| Yasin | 83 | Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah'ın şanı yücedir! Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz. | 122 |
| Saffat | 5 | O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir. | 116 |
| Saffat | 6 | Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık. | 77 |
| Saffat | 7 | Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. | 63 |
| Saffat | 10 | Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder). | 101 |
| Saffat | 12 | Hayır, sen (onların haline) şaştın onlar ise alay ediyorlar. | 85 |
| Saffat | 13 | Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar. | 77 |
| Saffat | 14 | Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar. | 71 |
| Saffat | 15 | (Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir." | 81 |
| Saffat | 16 | "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?" | 134 |
| Saffat | 17 | "Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?" | 66 |
| Saffat | 18 | De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)." | 99 |
| Saffat | 19 | O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler. | 123 |
| Saffat | 20 | Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür." | 96 |
| Saffat | 21 | Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir. | 102 |
| Saffat | 25 | Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir. | 66 |
| Saffat | 26 | Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir. | 67 |
| Saffat | 27 | Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler). | 66 |
| Saffat | 28 | Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz." | 104 |
| Saffat | 29 | Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz." | 106 |
| Saffat | 30 | "Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz." | 108 |
| Saffat | 31 | "Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız." | 114 |
| Saffat | 32 | "Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik." | 86 |
| Saffat | 33 | Artık onlar o gün azapta ortaktırlar | 59 |
| Saffat | 34 | İşte biz suçlulara böyle yaparız. | 58 |
| Saffat | 36 | "Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı. | 96 |
| Saffat | 37 | Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir. | 107 |
| Saffat | 38 | Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız. | 75 |
| Saffat | 39 | Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız. | 92 |
| Saffat | 40 | Ancak Allah'ın halis kulları başka. | 58 |
| Saffat | 42 | İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir. | 105 |
| Saffat | 43 | Onlar Naim cennetlerindedirler. | 51 |
| Saffat | 44 | Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar. | 72 |
| Saffat | 46 | Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır. | 131 |
| Saffat | 47 | Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar. | 100 |
| Saffat | 48 | Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır. | 108 |
| Saffat | 49 | Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır. | 105 |
| Saffat | 50 | Derken birbirlerine yönelip sorarlar. | 58 |
| Saffat | 51 | İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı." | 76 |
| Saffat | 52 | "Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi. | 75 |
| Saffat | 53 | "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?" | 132 |
| Saffat | 54 | Konuşan o kimse yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der. | 91 |
| Saffat | 55 | Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür. | 74 |
| Saffat | 56 | Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin." | 91 |
| Saffat | 57 | "Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum." | 99 |
| Saffat | 59 | "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?" | 109 |
| Saffat | 60 | Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır. | 89 |
| Saffat | 61 | Çalışanlar böylesi için çalışsınlar! | 65 |
| Saffat | 62 | Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? | 82 |
| Saffat | 63 | Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık. | 81 |
| Saffat | 64 | O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır. | 63 |
| Saffat | 65 | Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır. | 69 |
| Saffat | 66 | Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır. | 95 |
| Saffat | 67 | Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır. | 97 |
| Saffat | 68 | Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir. | 69 |
| Saffat | 69 | Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular. | 80 |
| Saffat | 70 | Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler. | 77 |
| Saffat | 71 | Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. | 81 |
| Saffat | 72 | Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik. | 72 |
| Saffat | 73 | Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu! | 58 |
| Saffat | 74 | Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka. | 62 |
| Saffat | 75 | Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz! | 91 |
| Saffat | 76 | Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık. | 70 |
| Saffat | 77 | Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık. | 62 |
| Saffat | 78 | Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. | 77 |
| Saffat | 79 | Âlemler içinde Nûh'a selam olsun! | 56 |
| Saffat | 80 | İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız. | 78 |
| Saffat | 81 | Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı. | 65 |
| Saffat | 82 | Sonra biz, diğerlerini suda boğduk. | 57 |
| Saffat | 83 | Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi. | 70 |
| Saffat | 84 | Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti | 62 |
| Saffat | 85 | Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?" | 91 |
| Saffat | 86 | "Allah'ı bırakıp da bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?" | 88 |
| Saffat | 87 | "O halde Âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?" | 78 |
| Saffat | 89 | İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi. | 71 |
| Saffat | 90 | Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar. | 77 |
| Saffat | 91 | İbrahim onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?" | 108 |
| Saffat | 92 | "Ne diye konuşmuyorsunuz?" | 47 |
| Saffat | 93 | Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi. | 84 |
| Saffat | 94 | Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi. | 69 |
| Saffat | 95 | İbrahim şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?" | 84 |
| Saffat | 96 | "Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır." | 86 |
| Saffat | 97 | Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi. | 103 |
| Saffat | 98 | Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık. | 104 |
| Saffat | 99 | İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir." | 120 |
| Saffat | 100 | "Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla." | 80 |
| Saffat | 101 | Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. | 58 |
| Saffat | 106 | "Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır." | 64 |
| Saffat | 107 | Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık. | 95 |
| Saffat | 108 | Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. | 78 |
| Saffat | 109 | İbrahim'e selam olsun. | 44 |
| Saffat | 110 | İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız. | 75 |
| Saffat | 111 | Çünkü o mü'min kullarımızdandı. | 59 |
| Saffat | 112 | Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik. | 88 |
| Saffat | 114 | Andolsun, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk. | 79 |
| Saffat | 115 | Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık. | 79 |
| Saffat | 116 | Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular. | 74 |
| Saffat | 117 | Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. | 90 |
| Saffat | 118 | Onları doğru yola ilettik. | 49 |
| Saffat | 119 | Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık. | 83 |
| Saffat | 120 | Mûsâ'ya ve Hârûn'a selam olsun. | 56 |
| Saffat | 121 | Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız. | 83 |
| Saffat | 122 | Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler. | 67 |
| Saffat | 123 | Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi. | 62 |
| Saffat | 124 | Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" | 103 |
| Saffat | 127 | Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir. | 88 |
| Saffat | 128 | Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka. | 63 |
| Saffat | 129 | Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık. | 80 |
| Saffat | 130 | İlyas'a selam olsun | 41 |
| Saffat | 131 | Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız | 82 |
| Saffat | 132 | Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı. | 65 |
| Saffat | 133 | Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi. | 58 |
| Saffat | 136 | Sonra da diğerlerini yok ettik. | 53 |
| Saffat | 139 | Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi. | 60 |
| Saffat | 140 | Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti. | 61 |
| Saffat | 141 | Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu. | 77 |
| Saffat | 142 | Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu. | 82 |
| Saffat | 145 | Derken biz onu hasta bir halde sahile attık. | 66 |
| Saffat | 146 | Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik. | 67 |
| Saffat | 147 | Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik. | 91 |
| Saffat | 148 | Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik. | 95 |
| Saffat | 149 | Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı? | 107 |
| Saffat | 150 | Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış? | 105 |
| Saffat | 152 | İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar. | 137 |
| Saffat | 153 | Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti? | 67 |
| Saffat | 154 | Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz! | 60 |
| Saffat | 155 | Hiç düşünmüyor musunuz? | 49 |
| Saffat | 156 | Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? | 63 |
| Saffat | 157 | Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı! | 102 |
| Saffat | 158 | Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler. | 148 |
| Saffat | 159 | Allah onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir. | 82 |
| Saffat | 160 | Ancak Allah'ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir. | 78 |
| Saffat | 164 | (Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır." | 93 |
| Saffat | 165 | "Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız." | 64 |
| Saffat | 166 | "Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz." | 74 |
| Saffat | 170 | Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler. | 113 |
| Saffat | 171 | Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti | 108 |
| Saffat | 172 | "Onlara mutlaka yardım edilecektir." | 60 |
| Saffat | 173 | "Şüphesiz ordularımız galip gelecektir." | 63 |
| Saffat | 174 | O halde bir süreye kadar onlardan yüz çevir | 67 |
| Saffat | 175 | Gözetle onları, yakında onlar da görecekler. | 69 |
| Saffat | 176 | Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar? | 66 |
| Saffat | 177 | Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur! | 119 |
| Saffat | 178 | Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir. | 73 |
| Saffat | 179 | (Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler. | 68 |
| Saffat | 180 | Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir. | 124 |
| Saffat | 181 | Peygamberlere selam olsun. | 47 |
| Saffat | 182 | Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. | 64 |
| Sad | 1 | Sâd. O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun (ki o, Allah sözüdür). | 82 |
| Sad | 2 | Fakat inkar edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler. | 80 |
| Sad | 3 | Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi. | 126 |
| Sad | 5 | "İlahları bir tek ilah mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!" | 86 |
| Sad | 9 | Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır? | 117 |
| Sad | 11 | Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur. | 114 |
| Sad | 14 | (O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu. | 101 |
| Sad | 15 | Bunlar da (müşrikler de) ancak (vakti gelince) asla geri kalmayacak korkunç bir ses bekliyorlar | 115 |
| Sad | 16 | Müşrikler (alay ederek) şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!" | 119 |
| Sad | 20 | Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik. | 132 |
| Sad | 21 | Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi. | 100 |
| Sad | 30 | Dâvûd'a Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çok yönelen bir kimse idi. | 125 |
| Sad | 34 | Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi. | 133 |
| Sad | 36 | Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi. | 113 |
| Sad | 38 | Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik. | 138 |
| Sad | 39 | "İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik. | 114 |
| Sad | 40 | Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır. | 110 |
| Sad | 41 | (Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyub'u da an. Hani o, Rabbine, "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye seslenmişti. | 138 |
| Sad | 42 | Biz de ona, "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su" dedik. | 100 |
| Sad | 45 | (Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. | 106 |
| Sad | 46 | Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlâslı kimseler kıldık. | 123 |
| Sad | 47 | Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir | 86 |
| Sad | 48 | (Ey Muhammed!) İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl'i de an. Onların her biri iyi kimselerdi. | 104 |
| Sad | 51 | Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler. | 100 |
| Sad | 52 | Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır. | 88 |
| Sad | 53 | İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir. | 74 |
| Sad | 54 | İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur. | 83 |
| Sad | 57 | İşte (azap), onu tatsınlar: Bir kaynar su ve bir irin. | 74 |
| Sad | 58 | O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır. | 74 |
| Sad | 61 | Şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse cehennemde onun azabını bir kat daha artır." | 130 |
| Sad | 62 | Yine şöyle derler: "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?" | 116 |
| Sad | 63 | "(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?" | 137 |
| Sad | 64 | Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. | 94 |
| Sad | 66 | "O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır." | 122 |
| Sad | 67 | De ki, "Bu Kur'an, büyük bir haberdir." | 58 |
| Sad | 68 | "Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz." | 54 |
| Sad | 70 | "Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor." | 80 |
| Sad | 71 | Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım." | 107 |
| Sad | 72 | "Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin." | 100 |
| Sad | 73 | Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler. | 71 |
| Sad | 74 | Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. | 84 |
| Sad | 76 | İblis, "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" dedi. | 115 |
| Sad | 77 | Allah şöyle dedi: "Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen kovuldun." | 99 |
| Sad | 78 | "Şüphesiz benim lanetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir." | 89 |
| Sad | 79 | İblis, "Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi | 110 |
| Sad | 81 | Allah şöyle dedi: "Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin." | 110 |
| Sad | 83 | İblis, "Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım" dedi. | 138 |
| Sad | 84 | Allah şöyle dedi: "İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum:" | 89 |
| Sad | 85 | "Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım." | 98 |
| Sad | 87 | "Bu Kur'an âlemler için ancak bir öğüttür." | 65 |
| Sad | 88 | "Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz." | 92 |
| Zümer | 66 | Hayır, yalnız Allah'a ibadet et ve şükredenlerden ol. | 75 |
| Zümer | 64 | De ki: "Ey cahiller! Siz bana Allah'tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?" | 107 |
| Zümer | 62 | Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeye vekildir. | 77 |
| Zümer | 57 | Yahut, "Allah beni doğru yola iletseydi elbette O'na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum" demesin. | 122 |
| Zümer | 54 | Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. | 109 |
| Zümer | 50 | Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamamıştı. | 130 |
| Zümer | 34 | Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik yapanların mükafatıdır. | 124 |
| Zümer | 33 | Dosdoğru Kur'an'ı getiren ile onu tasdik edenler var ya, işte onlar Allah'a karşı gelmekten sakınanlardır. | 133 |
| Zümer | 30 | (Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da öleceklerdir. | 98 |
| Zümer | 31 | Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz | 99 |
| Zümer | 27 | Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali verdik. | 111 |
| Zümer | 28 | Biz onu, Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur'an olarak indirdik. | 139 |
| Zümer | 25 | Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi. | 119 |
| Zümer | 19 | Hakkında azap sözü (hükmü) gerçekleşenler, hiç onlar gibi olur mu? Cehennemlikleri sen mi kurtaracaksın? | 133 |
| Zümer | 13 | De ki: "Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım." | 114 |
| Zümer | 14 | De ki: "Ben dinimi Allah'a has kılarak sadece O'na ibadet ediyorum." | 87 |
| Zümer | 12 | "Bana, müslümanların ilki olmam da emredildi." | 69 |
| Zümer | 11 | De ki: "Şüphesiz bana, dini Allah'a has kılarak O'na ibadet etmem emredildi." | 100 |
| Zümer | 1 | Kitab'ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. | 106 |
| Zümer | 2 | (Ey Muhammed!) Şüphesiz biz o Kitab'ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah'a has kılarak O'na kulluk et. | 144 |
| Zümer | 70 | Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir. | 125 |
| Mümin | 1 | Hâ Mîm. | 25 |
| Mümin | 6 | Böylece Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, "Onlar cehennemliklerdir" sözü gerçekleşmiş oldu. | 120 |
| Mümin | 14 | O halde, kâfirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah'a has kılarak O'na ibadet edin. | 108 |
| Mümin | 19 | Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir. | 87 |
| Mümin | 38 | O inanan kimse dedi ki: "Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim." | 99 |
| Mümin | 39 | "Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak (geçici) bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir." | 140 |
| Mümin | 41 | "Ey kavmim! Bu ne hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz." | 118 |
| Mümin | 45 | Allah onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı. | 127 |
| Mümin | 49 | Ateşte olanlar cehennem bekçilerine, "Rabbinize yalvarın da (hiç değilse) bir gün bizden azabı hafifletsin" derler. | 141 |
| Mümin | 52 | O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır. | 112 |
| Mümin | 59 | Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar. | 122 |
| Mümin | 63 | Allah'ın âyetlerini inkâr etmekte olanlar, işte böyle döndürülürler. | 97 |
| Mümin | 68 | O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde ona sadece "ol" der, o da oluverir. | 112 |
| Mümin | 69 | Allah'ın âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar? | 110 |
| Mümin | 70 | Onlar, kitabı (Kur'an'ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler | 118 |
| Mümin | 75 | Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür. | 108 |
| Mümin | 79 | Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. | 121 |
| Mümin | 81 | Allah size âyetlerini gösteriyor. Allah'ın hangi âyetlerini inkâr edersiniz? | 101 |
| Fussilet | 1 | Hâ Mîm. | 27 |
| Fussilet | 2 | Bu Kur'an, Rahmân ve Rahîm olan Allah'tan indirilmedir. | 78 |
| Fussilet | 3 | Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur'an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. | 123 |
| Fussilet | 7 | Onlar zekatı vermeyen kimselerdir. Onlar ahireti de inkar ederler. | 86 |
| Fussilet | 8 | Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükâfât vardır. | 112 |
| Fussilet | 9 | De ki: "Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir." | 145 |
| Fussilet | 18 | İnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık. | 89 |
| Fussilet | 19 | Allah'ın düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla! | 123 |
| Fussilet | 23 | "İşte bu sizin, Rabbiniz hakkında beslediğiniz zannınızdır. O sizi mahvetti de ziyâna uğrayanlardan oldunuz." | 138 |
| Fussilet | 26 | İnkâr edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın." | 131 |
| Fussilet | 33 | Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve "Kuşkusuz ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir? | 137 |
| Fussilet | 51 | İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur. | 133 |
| Fussilet | 54 | İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır. | 133 |
| Şura | 1 | Hâ Mîm. | 24 |
| Şura | 2 | Ayn Sîn Kâf | 33 |
| Şura | 3 | (Ey Muhammed!) Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder. | 140 |
| Şura | 4 | Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O, yücedir, büyüktür. | 87 |
| Şura | 6 | Allah'tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin. | 128 |
| Şura | 17 | Allah, hak olarak Kitab'ı ve mizanı3 indirendir. Sen nereden bileceksin belki de o saat (kıyamet) yakındır. | 131 |
| Şura | 19 | Allah kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | 127 |
| Şura | 25 | O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir. | 116 |
| Şura | 30 | Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder. | 120 |
| Şura | 31 | Yeryüzünde O'nu âciz bırakamazsınız. Sizin için Allah'tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur. | 124 |
| Şura | 32 | Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O'nun varlığının delillerindendir. | 92 |
| Şura | 34 | Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helak eder, birçoğunu da affeder. | 113 |
| Şura | 41 | Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur. | 119 |
| Şura | 43 | Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir. | 99 |
| Zuhruf | 1 | Hâ Mîm. | 25 |
| Zuhruf | 3 | Apaçık Kitab'a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur'an yaptık. | 108 |
| Zuhruf | 4 | Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz'da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur. | 124 |
| Zuhruf | 5 | Haddi aşan bir topluluk oldunuz diye vazgeçip Zikir'le (Kur'an'la) sizi uyarmaktan geri mi duralım? | 121 |
| Zuhruf | 6 | Halbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik. | 87 |
| Zuhruf | 7 | (Onlar da) kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı. | 90 |
| Zuhruf | 8 | Biz, onlardan daha çetinlerini de helak ettik. Öncekilerin örneği geçti! | 96 |
| Zuhruf | 10 | O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir. | 130 |
| Zuhruf | 16 | Yoksa, Allah, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de, oğulları size mi seçip ayırdı? | 117 |
| Zuhruf | 21 | Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar? | 89 |
| Zuhruf | 25 | . Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonu, bak nasıl oldu! | 93 |
| Zuhruf | 26 | Hani İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: "Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım." | 127 |
| Zuhruf | 27 | "Ben ancak O, beni yaratana taparım. Şüphesiz O beni doğru yola iletecektir." | 101 |
| Zuhruf | 28 | İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı. | 111 |
| Zuhruf | 30 | Fakat kendilerine Hak gelince, "Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkar ediyoruz" dediler. | 114 |
| Zuhruf | 31 | "Bu Kur'an iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!" dediler. | 96 |
| Zuhruf | 36 | Kim, Rahmân'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. | 142 |
| Zuhruf | 37 | Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar. | 129 |
| Zuhruf | 39 | Onlara, "(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız" denir. | 133 |
| Zuhruf | 41 | Ya biz seni (bu dünyadan) alır götürürüz de, onlardan intikam alırız. | 97 |
| Zuhruf | 42 | Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter. | 111 |
| Zuhruf | 43 | Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin. | 106 |
| Zuhruf | 44 | Şüphesiz bu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. | 117 |
| Zuhruf | 45 | Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân'dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz? | 128 |
| Zuhruf | 47 | (Mûsâ) mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar! | 113 |
| Zuhruf | 50 | Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar. | 105 |
| Zuhruf | 52 | "Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?" | 138 |
| Zuhruf | 55 | Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öc aldık, hepsini suda boğduk. | 108 |
| Zuhruf | 56 | Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık. | 103 |
| Zuhruf | 59 | İsa, sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldur. | 120 |
| Zuhruf | 60 | Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık. | 107 |
| Zuhruf | 62 | Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır. | 102 |
| Zuhruf | 64 | Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin, işte bu doğru bir yoldur. | 129 |
| Zuhruf | 67 | O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar. | 112 |
| Zuhruf | 70 | "Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete giriniz." | 82 |
| Zuhruf | 72 | İşte, bu yapmakta olduklarınıza karşılık size mîras verilen cennettir. | 98 |
| Zuhruf | 73 | Orada sizin için bol bol meyve var, onlardan yersiniz. | 74 |
| Zuhruf | 74 | Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklardır. | 82 |
| Zuhruf | 75 | Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler. | 86 |
| Zuhruf | 76 | Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler. | 81 |
| Zuhruf | 78 | Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız. | 98 |
| Zuhruf | 81 | (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum." | 123 |
| Zuhruf | 82 | Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır. | 115 |
| Zuhruf | 84 | O, gökte de ilâh olandır, yerde de ilah olandır. O hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | 123 |
| Zuhruf | 86 | Onu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler. | 133 |
| Zuhruf | 88 | Onun (Muhammed'in), "Ya Rabbi!" demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir. | 118 |
| Zuhruf | 89 | Şimdilik sen onları hoş gör ve "size selam olsun" de. Yakında bilecekler. | 95 |
| Duhan | 1 | Hâ Mîm. | 26 |
| Duhan | 3 | Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübârek bir gecede2 indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. | 133 |
| Duhan | 8 | Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir. | 134 |
| Duhan | 9 | Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar. | 67 |
| Duhan | 10 | Göğün açık bir duman3 getireceği günü bekle. | 71 |
| Duhan | 11 | (O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır. | 76 |
| Duhan | 12 | İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler. | 107 |
| Duhan | 13 | Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti. | 115 |
| Duhan | 14 | Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler. | 96 |
| Duhan | 15 | Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz. | 106 |
| Duhan | 17 | Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti. | 125 |
| Duhan | 19 | "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum." | 113 |
| Duhan | 20 | "Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım." | 125 |
| Duhan | 21 | "Bana inanmadınızsa benden uzak durun." | 60 |
| Duhan | 22 | Sonra Mûsâ Rabbine, "Bunlar günahkâr bir toplumdur" diye seslendi. | 87 |
| Duhan | 23 | Allah da şöyle dedi: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz." | 119 |
| Duhan | 24 | "Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur. | 85 |
| Duhan | 25 | Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar. | 76 |
| Duhan | 26 | Nice ekinler, nice güzel konaklar! | 54 |
| Duhan | 27 | Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler! | 65 |
| Duhan | 28 | İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık. | 78 |
| Duhan | 29 | Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi. | 90 |
| Duhan | 32 | Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık. | 100 |
| Duhan | 33 | Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik. | 80 |
| Duhan | 35 | Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz." | 128 |
| Duhan | 36 | "Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin." | 75 |
| Duhan | 38 | Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık. | 101 |
| Duhan | 39 | Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar. | 107 |
| Duhan | 40 | Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır. | 88 |
| Duhan | 41 | O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez. | 94 |
| Duhan | 44 | Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkarların yemeğidir. | 72 |
| Duhan | 46 | O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar. | 92 |
| Duhan | 47 | (Allah görevli meleklere şöyle der:) "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin." | 108 |
| Duhan | 48 | "Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün." | 76 |
| Duhan | 49 | (Deyin ki:) "Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?" | 85 |
| Duhan | 50 | "İşte bu şüphelenip durduğunuz şeydir!" | 62 |
| Duhan | 51 | Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler. | 86 |
| Duhan | 52 | Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. | 61 |
| Duhan | 53 | İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar. | 97 |
| Duhan | 54 | İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir. | 96 |
| Duhan | 55 | Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler. | 69 |
| Duhan | 56 | Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur. | 114 |
| Duhan | 57 | Bunlar Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır. | 99 |
| Duhan | 58 | (Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar. | 120 |
| Duhan | 59 | Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler. | 92 |
| Casiye | 1 | Hâ Mîm. | 25 |
| Casiye | 2 | Kitab'ın indirilişi, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. | 110 |
| Casiye | 7 | Her günahkâr yalancının vay haline! | 58 |
| Casiye | 9 | Âyetlerimizden bir şey öğrenince onu alaya alır. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır! | 115 |
| Casiye | 11 | İşte bu (Kur'an) bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere ise elem dolu çok kötü bir azap vardır. | 137 |
| Casiye | 18 | Sonra da seni din işi konusunda açık bir yola koyduk. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma. | 128 |
| Casiye | 20 | Bu Kur'an, insanlar için kalp gözleri (konumundaki bir nur), kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidayet ve bir rahmettir. | 152 |
| Casiye | 29 | İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk. | 126 |
| Casiye | 30 | İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır. | 136 |
| Casiye | 36 | Hamd, göklerin Rabbi ve yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. | 98 |
| Casiye | 37 | Göklerde ve yerde ululuk O'na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | 111 |
| Ahkaf | 1 | Hâ Mîm. | 24 |
| Ahkaf | 2 | Kitab'ın indirilişi, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. | 109 |
| Ahkaf | 13 | "Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. | 134 |
| Ahkaf | 14 | Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır. | 106 |
| Ahkaf | 27 | Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık. | 142 |
| Muhammed | 5 | Onları doğruya ve güzele erdirecek ve durumlarını düzeltecektir. | 91 |
| Muhammed | 6 | Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır. | 76 |
| Muhammed | 8 | İnkâr edenlere gelince, yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır. | 112 |
| Muhammed | 9 | Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah'ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır. | 135 |
| Muhammed | 23 | İşte bunlar, Allah'ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir. | 119 |
| Muhammed | 24 | Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var? | 104 |
| Muhammed | 27 | Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken halleri nasıl olacak? | 119 |
| Muhammed | 29 | Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah'ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar? | 121 |
| Muhammed | 33 | Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın. | 116 |
| Muhammed | 37 | Eğer onları sizden isteyip de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkarırdı. | 130 |
| Fetih | 1 | Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. | 61 |
| Fetih | 7 | Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | 120 |
| Fetih | 8 | (Ey Muhammed!) Şüphesiz biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. | 114 |
| Fetih | 13 | Kim Allah'a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkarcılar için alevli bir ateş hazırladık. | 130 |
| Fetih | 23 | Allah'ın ötedenberi işleyip duran kanunu (budur). Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. | 125 |
| Hucurat | 4 | (Ey Muhammed!) Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir. | 110 |
| Hucurat | 8 | Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir | 138 |
| Hucurat | 18 | Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | 115 |
| Kaf | 3 | "Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkansız) bir dönüştür!" | 126 |
| Kaf | 4 | Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır. | 139 |
| Kaf | 5 | Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler. | 108 |
| Kaf | 6 | Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur. | 138 |
| Kaf | 7 | Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik. | 133 |
| Kaf | 18 | İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın. | 137 |
| Kaf | 21 | Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir. | 93 |
| Kaf | 22 | (Ona) "Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir" (denir.) | 134 |
| Kaf | 23 | Beraberindeki (melek) şöyle der: "İşte bu yanımdaki hazır." | 82 |
| Kaf | 26 | "Allah ile beraber, başka bir ilah edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!" | 102 |
| Kaf | 27 | Arkadaşı (olan şeytan) der ki: "Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi." | 135 |
| Kaf | 28 | Allah şöyle der: "Benim huzurumda çekişmeyin. Çünkü ben bu (konudaki) uyarıyı size önceden yaptım." | 127 |
| Kaf | 29 | "Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim." | 89 |
| Kaf | 30 | O gün Cehenneme, "Doldun mu?" deriz. O da, "daha var mı?" der. | 79 |
| Kaf | 31 | Cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara uzak olmayacak şekilde yaklaştırılacak. | 106 |
| Kaf | 34 | "Oraya esenlikle girin. İşte bu, ebedilik günüdür." | 73 |
| Kaf | 35 | Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır. | 103 |
| Kaf | 37 | Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. | 114 |
| Kaf | 40 | Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da onu tespih et. | 81 |
| Kaf | 41 | (Ey Muhammed!) Çağırıcının yakın bir yerden sesleneceği gün, (o sese) kulak ver. | 105 |
| Kaf | 42 | O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirlerden) çıkış günüdür. | 129 |
| Kaf | 43 | Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir. | 85 |
| Zariyat | 9 | Ondan (Peygamber'den) çevrilen çevrilir. | 62 |
| Zariyat | 11 | Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun! | 119 |
| Zariyat | 12 | "Ceza günü ne zaman?" diye sorarlar. | 59 |
| Zariyat | 17 | Geceleri pek az uyurlardı. | 48 |
| Zariyat | 18 | Seherlerde bağışlama dilerlerdi. | 56 |
| Zariyat | 19 | Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır. | 124 |
| Zariyat | 21 | Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz? | 138 |
| Zariyat | 22 | Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır. | 76 |
| Zariyat | 23 | Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size vadolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir. | 117 |
| Zariyat | 24 | (Ey Muhammed!) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? | 96 |
| Zariyat | 26 | Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi. | 103 |
| Zariyat | 27 | Onu önlerine koydu. "Yemez misiniz?" dedi. | 64 |
| Zariyat | 30 | Onlar dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir." | 125 |
| Zariyat | 31 | İbrahim onlara: "O halde asıl işiniz nedir ey elçiler?" dedi. | 86 |
| Zariyat | 35 | Orada (Lût'un yöresinde) bulunan mü'minleri çıkardık. | 80 |
| Zariyat | 36 | Zâten orada bir ev halkında başka müslüman bulamadık. | 80 |
| Zariyat | 37 | Orada, elem dolu azapdan korkacaklar için bir ibret bıraktık. | 85 |
| Zariyat | 38 | Mûsâ kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik. | 118 |
| Zariyat | 39 | O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve "Bu bir büyücü veya delidir" dedi. | 102 |
| Zariyat | 40 | Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu. | 139 |
| Zariyat | 41 | Ad kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik. | 119 |
| Zariyat | 42 | Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu. | 97 |
| Zariyat | 43 | Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti | 121 |
| Zariyat | 45 | Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti ne de başkasından yardım görebildiler. | 111 |
| Zariyat | 46 | Bunlardan önce de Nûh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum idiler. | 111 |
| Zariyat | 47 | Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter. | 101 |
| Zariyat | 48 | Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz. | 72 |
| Zariyat | 49 | Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık. | 103 |
| Zariyat | 50 | O halde Allah'a koşun. Şüphesiz ben, size O'nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım. | 121 |
| Zariyat | 53 | Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur. | 140 |
| Zariyat | 54 | Onun için, onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin. | 83 |
| Zariyat | 55 | Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü'minlere fayda verir. | 87 |
| Zariyat | 56 | Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. | 90 |
| Zariyat | 57 | Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum. | 94 |
| Zariyat | 58 | Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir. | 87 |
| Zariyat | 60 | Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkar edenlerin haline! | 85 |
| Tur | 8 | Onu geri çevirecek hiçbir şey yoktur. | 56 |
| Tur | 9 | O gün gök şiddetle sallanıp çalkalanır. | 61 |
| Tur | 10 | Dağlar yürüdükçe yürür. | 47 |
| Tur | 12 | İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay haline! | 120 |
| Tur | 14 | Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, "İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir" denilir. | 120 |
| Tur | 15 | "Bu Kur'an mı bir büyü imiş, yoksa siz mi (gerçeği) göremiyormuşsunuz?" | 94 |
| Tur | 22 | Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik. | 77 |
| Tur | 23 | Orada, (içilince) boş söz söyletmeyen, günah işletmeyen dolu bir kadehi elden ele dolaştırırlar. | 122 |
| Tur | 24 | Hizmetlerine verilmiş, kabuğunda saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar. | 113 |
| Tur | 25 | Birbirlerine dönüp ("Ne iyilik yaptınız da bu nimetlere ulaştınız?" diye) sorarlar. | 107 |
| Tur | 26 | Derler ki: "Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (Allah'a isyandan) korkardık." | 113 |
| Tur | 27 | "Allah da bize lütfetti ve bizi iliklere işleyen cehennem azabından korudu." | 96 |
| Tur | 28 | "Gerçekten biz bundan önce ona yalvarıyorduk. Şüphesiz O iyilik edendir, çok merhametlidir." | 115 |
| Tur | 29 | (Ey Muhammed!) O halde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli. | 121 |
| Tur | 30 | Yoksa onlar, "O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz" mu diyorlar? | 114 |
| Tur | 31 | Onlara de ki, "Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim." | 83 |
| Tur | 32 | Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur? | 96 |
| Tur | 33 | Yoksa, "O Kur'an'ı kendisi uydurup söyledi" mi diyorlar? Hayır, (sırf inatlarından dolayı) iman etmiyorlar. | 130 |
| Tur | 34 | Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler! | 88 |
| Tur | 35 | Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? | 118 |
| Tur | 36 | Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar. | 105 |
| Tur | 37 | Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir? | 114 |
| Tur | 39 | Yoksa, kızlar O'na (Allah'a) da oğullar size mi? | 67 |
| Tur | 41 | Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar? | 77 |
| Tur | 42 | Yoksa, bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl, inkar edenler tuzağa düşecek olanlardır.2 | 109 |
| Tur | 43 | Yoksa onların Allah'tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. | 117 |
| Tur | 44 | Gökten düşmekte olan parçalar görseler, "Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır" derler. | 116 |
| Tur | 45 | Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.3 | 95 |
| Tur | 46 | O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir. | 116 |
| Tur | 47 | Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var.4 Fakat onların çoğu bilmezler. | 108 |
| Tur | 48 | Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et. | 126 |
| Tur | 49 | Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O'nu tespih et. | 91 |
| Necm | 2 | Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. | 108 |
| Necm | 3 | O, nefis arzusu ile konuşmaz. | 47 |
| Necm | 4 | (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir. | 80 |
| Necm | 8 | Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu. | 75 |
| Necm | 9 | (Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu. | 89 |
| Necm | 10 | Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti. | 64 |
| Necm | 11 | Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı. | 62 |
| Necm | 12 | (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz? | 87 |
| Necm | 13 | Andolsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü. | 99 |
| Necm | 14 | Sidretü'l Müntehâ'nın yanında. | 53 |
| Necm | 15 | Me'va cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır. | 62 |
| Necm | 16 | O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. | 58 |
| Necm | 17 | Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı. | 70 |
| Necm | 18 | Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü. | 89 |
| Necm | 20 | Lât ve Uzza'ya ve diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz? | 78 |
| Necm | 21 | Erkek size de, dişi O'na mı? | 48 |
| Necm | 22 | Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır. | 70 |
| Necm | 24 | Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır? | 99 |
| Necm | 25 | Oysa, Ahiret de dünya da Allah'ındır. | 58 |
| Necm | 27 | Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar. | 90 |
| Necm | 34 | Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü? | 90 |
| Necm | 35 | Gayb'ın ilmi kendi yanında da o gerçeği mi görüyor? | 75 |
| Necm | 38 | Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez. | 80 |
| Necm | 39 | İnsan için ancak çalıştığı vardır. | 61 |
| Necm | 40 | Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. | 71 |
| Necm | 41 | Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir. | 89 |
| Necm | 42 | Şüphesiz en son varış Rabbinedir. | 55 |
| Necm | 43 | Şüphesiz O güldürür ve ağlatır. | 56 |
| Necm | 44 | Şüphesiz O öldürür ve diriltir. | 53 |
| Necm | 46 | Şüphesiz O iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır. | 121 |
| Necm | 47 | Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir. | 61 |
| Necm | 48 | Şüphesiz O, başkalarına muhtaç olmaktan kurtardı ve varlık sahibi kıldı. | 99 |
| Necm | 49 | Şüphesiz O, "Şi'râ'nın Rabbidir. | 55 |
| Necm | 51 | Şüphesiz O, önce gelen Âd kavmini ve Semûd kavmini helak etti ve hiç kimseyi bırakmadı. | 111 |
| Necm | 52 | Daha önce de Nûh'un kavmini helak etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi. | 118 |
| Necm | 54 | O, "Mu'tefike"yi6 de kaldırıp yere çarpmış ve onlara örttüğü azap örtüsünü örtmüştür. | 118 |
| Necm | 55 | O halde Rabbi'nin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun (ey insan!). | 91 |
| Necm | 56 | Bu da önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır. | 66 |
| Necm | 57 | Yaklaşmakta olan (Kıyamet iyice) yaklaştı. | 64 |
| Necm | 58 | Onu Allah'tan başka açacak kimse yoktur. | 62 |
| Necm | 61 | Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur'an'a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? | 132 |
| Necm | 62 | Haydi Allah'a secde edin ve ona kulluk edin. | 59 |
| Kamer | 1 | Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. | 51 |
| Kamer | 2 | Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve "Süregelen bir sihirdir" derler. | 98 |
| Kamer | 4 | Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi. | 94 |
| Kamer | 5 | Bu haberler, zirveye ulaşmış birer hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor! | 97 |
| Kamer | 8 | Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, "Bu zor bir gün" derler. | 85 |
| Kamer | 10 | O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti. | 96 |
| Kamer | 11 | Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık. | 95 |
| Kamer | 12 | Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti. | 115 |
| Kamer | 13 | Biz Nûh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik. | 88 |
| Kamer | 14 | Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh'a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | 108 |
| Kamer | 15 | Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan? | 117 |
| Kamer | 16 | Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)! | 74 |
| Kamer | 18 | Âd kavmi de (Hûd'u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış! | 89 |
| Kamer | 19 | Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgar gönderdik. | 126 |
| Kamer | 20 | İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu. | 101 |
| Kamer | 21 | Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)! | 69 |
| Kamer | 25 | "Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir." | 108 |
| Kamer | 26 | Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık! | 81 |
| Kamer | 29 | Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti. | 120 |
| Kamer | 30 | Fakat azabım ve uyarılarım nasılmış! | 61 |
| Kamer | 33 | Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı. | 59 |
| Kamer | 36 | Andolsun, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar. | 133 |
| Kamer | 38 | Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi. | 80 |
| Kamer | 39 | "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik. | 68 |
| Kamer | 41 | Andolsun, Firavun'un ailesine de uyarıcılar gelmişti. | 75 |
| Kamer | 42 | Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık. | 133 |
| Kamer | 43 | (Ey Mekkeliler!) Sizin kafirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var? | 131 |
| Kamer | 44 | Yoksa onlar, "Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz" mu diyorlar? | 91 |
| Kamer | 45 | O topluluk yakında (Bedir'de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. | 109 |
| Kamer | 47 | Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler. | 91 |
| Kamer | 48 | Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" denecek. | 114 |
| Kamer | 49 | Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık. | 77 |
| Kamer | 50 | Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.) | 97 |
| Kamer | 51 | Andolsun, biz sizin gibileri hep helak ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan? | 103 |
| Kamer | 52 | İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır. | 71 |
| Kamer | 53 | Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır. | 77 |
| Kamer | 54 | Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar. | 108 |
| Kamer | 55 | Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler. | 80 |
| Rahman | 2 | Rahmân Kur'an'ı öğretti. | 47 |
| Rahman | 3 | İnsanı yarattı. | 37 |
| Rahman | 4 | Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti. | 68 |
| Rahman | 5 | Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir. | 69 |
| Rahman | 6 | Otlar ve ağaçlar (Allah'a) boyun eğerler. | 63 |
| Rahman | 7 | Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu. | 58 |
| Rahman | 8 | Ölçüde haddi aşmayın. | 45 |
| Rahman | 9 | Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın. | 71 |
| Rahman | 10 | Allah yeri yaratıklar için var etti. | 58 |
| Rahman | 11 | Orada meyve(ler) ve salkımlı hurma ağaçları vardır. | 77 |
| Rahman | 12 | Yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler vardır. | 68 |
| Rahman | 13 | O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 74 |
| Rahman | 14 | Allah insanı, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı. | 81 |
| Rahman | 15 | "Cin" i de yalın bir ateşten yarattı. | 60 |
| Rahman | 16 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 74 |
| Rahman | 17 | O iki doğunun ve iki batının Rabbidir. | 58 |
| Rahman | 18 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 19 | (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. | 101 |
| Rahman | 20 | (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar. | 93 |
| Rahman | 21 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 22 | O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar. | 73 |
| Rahman | 23 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 24 | Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O'nundur. | 81 |
| Rahman | 25 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 26 | Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. | 68 |
| Rahman | 27 | Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır. | 83 |
| Rahman | 28 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 29 | Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O'ndan isterler. O, her an yeni bir ilahi tasarruftadır. | 120 |
| Rahman | 30 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 31 | Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar! | 79 |
| Rahman | 32 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 34 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 35 | Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız. | 123 |
| Rahman | 36 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 37 | Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül haline geldiği zaman (haliniz ne olur?) | 121 |
| Rahman | 38 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 39 | İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak. | 75 |
| Rahman | 40 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 74 |
| Rahman | 41 | Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar. | 103 |
| Rahman | 42 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 43 | İşte bu suçluların yalanladıkları cehennemdir. | 72 |
| Rahman | 44 | Onlar, cehennem ateşi ile yüksek derecede kaynar su arasında gider gelirler. | 99 |
| Rahman | 45 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 46 | Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır. | 110 |
| Rahman | 47 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 48 | İki cennet de (ağaçlar, meyveler, rengarenk bitkiler gibi) çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir. | 126 |
| Rahman | 49 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 50 | İçlerinde akan iki pınar vardır. | 56 |
| Rahman | 51 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 52 | İkisinde de her meyveden çift çift vardır. | 66 |
| Rahman | 53 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 55 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 57 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 58 | Onlar sanki yakut ve mercandır. | 52 |
| Rahman | 59 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 60 | İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir. | 65 |
| Rahman | 61 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 62 | Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır. | 68 |
| Rahman | 63 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 64 | O iki cennet koyu yeşil renktedir. | 55 |
| Rahman | 65 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 66 | İçlerinde kaynayan iki pınar vardır. | 60 |
| Rahman | 67 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 74 |
| Rahman | 68 | İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır. | 70 |
| Rahman | 69 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 70 | Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır. | 79 |
| Rahman | 71 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 72 | Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir. | 61 |
| Rahman | 73 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 74 | Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. | 83 |
| Rahman | 75 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 74 |
| Rahman | 76 | Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar, (nimetlenirler). | 97 |
| Rahman | 77 | O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? | 75 |
| Rahman | 78 | Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir. | 63 |
| Vakıa | 2 | Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır. | 121 |
| Vakıa | 8 | Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir! | 76 |
| Vakıa | 9 | Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir! | 74 |
| Vakıa | 12 | Onlar, Naîm cennetlerindedirler. | 55 |
| Vakıa | 14 | Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir. | 76 |
| Vakıa | 16 | Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevherâtla işlenmiş tahtlar üzerindedirler. | 111 |
| Vakıa | 23 | Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır. | 81 |
| Vakıa | 24 | (Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükâfat olarak (verilir.) | 103 |
| Vakıa | 25 | Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler. | 84 |
| Vakıa | 26 | Sadece "selam!", "selam!" sözünü işitirler. | 67 |
| Vakıa | 27 | Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir! | 71 |
| Vakıa | 35 | Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık. | 82 |
| Vakıa | 38 | Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık. | 128 |
| Vakıa | 40 | Bunların birçoğu öncekilerden, bir çoğu da sonrakilerdendir. | 84 |
| Vakıa | 41 | Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir! | 70 |
| Vakıa | 44 | Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.. | 145 |
| Vakıa | 45 | Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi. | 115 |
| Vakıa | 46 | Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı. | 65 |
| Vakıa | 48 | "Evvelki atalarımız da mı?" | 50 |
| Vakıa | 50 | De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır." | 126 |
| Vakıa | 52 | Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz. | 121 |
| Vakıa | 53 | Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. | 62 |
| Vakıa | 54 | Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz. | 60 |
| Vakıa | 55 | Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. | 91 |
| Vakıa | 56 | İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir. | 76 |
| Vakıa | 57 | Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz? | 72 |
| Vakıa | 58 | Attığınız o meniye ne dersiniz?! | 56 |
| Vakıa | 59 | Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz? | 72 |
| Vakıa | 62 | Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya! | 100 |
| Vakıa | 63 | Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?! | 51 |
| Vakıa | 64 | Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? | 71 |
| Vakıa | 65 | Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz: | 115 |
| Vakıa | 66 | "Muhakkak biz çok ziyandayız!" | 52 |
| Vakıa | 67 | "Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!" | 57 |
| Vakıa | 68 | İçtiğiniz suya ne dersiniz?! | 51 |
| Vakıa | 69 | Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? | 76 |
| Vakıa | 70 | Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!.. | 88 |
| Vakıa | 71 | Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?! | 58 |
| Vakıa | 72 | Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? | 80 |
| Vakıa | 73 | Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık. | 100 |
| Vakıa | 74 | O halde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt). | 74 |
| Vakıa | 76 | Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir- | 114 |
| Vakıa | 77 | O, elbette değerli bir Kur'an'dır. | 54 |
| Vakıa | 78 | Korunmuş bir kitaptadır. | 45 |
| Vakıa | 79 | Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir. | 61 |
| Vakıa | 80 | Âlemlerin Rabb'inden indirilmedir. | 55 |
| Vakıa | 83 | Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! | 68 |
| Vakıa | 84 | Oysa siz o zaman bakıp durursunuz. | 56 |
| Vakıa | 85 | Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz. | 79 |
| Vakıa | 87 | Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize! | 105 |
| Vakıa | 91 | Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir. | 132 |
| Vakıa | 93 | Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. | 100 |
| Vakıa | 94 | Bir de cehenneme atılma vardır. | 54 |
| Vakıa | 95 | Şüphesiz bu, kesin gerçektir. | 52 |
| Vakıa | 96 | Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et. | 59 |
| Hadıd | 1 | Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | 130 |
| Hadıd | 3 | O, ilk ve sondur. Zâhir ve Bâtın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir. | 93 |
| Hadıd | 5 | Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler ancak ona döndürülür. | 106 |
| Hadıd | 11 | Kim Allah'a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükafat da vardır. | 142 |
| Mücadele | 15 | Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür! | 123 |
| Mücadele | 20 | Allah'a ve peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar. | 124 |
| Haşr | 1 | Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | 130 |
| Haşr | 20 | Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | 109 |
| Saf | 1 | Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | 121 |
| Saf | 2 | Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? | 83 |
| Saf | 3 | Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir. | 107 |
| Saf | 7 | Kim, İslam'a davet olunduğu halde Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. | 148 |
| Saf | 8 | Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır. | 139 |
| Saf | 10 | Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size? | 104 |
| Cuma | 4 | İşte bu, Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. | 103 |
| Cuma | 7 | Ama onlar, daha evvel yaptıklarından dolayı asla ölümü istemezler. Allah zalimleri hakkıyla bilir. | 122 |
| Münafikun | 11 | Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. | 125 |
| Tegabun | 2 | O, sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü'mindir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | 134 |
| Tegabun | 13 | Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Mü'minler yalnız Allah'a tevekkül etsinler. | 121 |
| Tegabun | 15 | Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükafat vardır. | 127 |
| Tegabun | 18 | O, gaybı da, görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | 114 |
| Talak | 9 | Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu. | 105 |
| Mülk | 1 | Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | 100 |
| Mülk | 6 | Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası! | 108 |
| Mülk | 7 | Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler. | 106 |
| Mülk | 11 | İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah'ın rahmetinden uzak olsun! | 126 |
| Mülk | 12 | Görmedikleri halde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır. | 114 |
| Mülk | 14 | Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır. | 103 |
| Mülk | 18 | Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!? | 108 |
| Mülk | 21 | Peki, Allah rızkını keserse, kimdir size rızık verecek olan? Hayır, onlar azgınlık ve nefretle direnip durdular. | 139 |
| Mülk | 23 | De ki: "O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!" | 124 |
| Mülk | 24 | De ki: "O, Sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Ancak onun huzurunda toplanacaksınız." | 113 |
| Mülk | 25 | "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar. | 100 |
| Mülk | 26 | De ki: "O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım." | 105 |
| Mülk | 30 | De ki: "Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?" | 102 |
| Kalem | 2 | Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. | 137 |
| Kalem | 3 | Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır. | 67 |
| Kalem | 4 | Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin. | 59 |
| Kalem | 6 | Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. | 91 |
| Kalem | 7 | Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir. | 128 |
| Kalem | 8 | O halde yalanlayanlara boyun eğme. | 53 |
| Kalem | 9 | İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar. | 98 |
| Kalem | 15 | Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" der. | 87 |
| Kalem | 16 | Yakında biz onun burnunu damgalayacağız. | 59 |
| Kalem | 18 | (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. ("İnşaallah" demiyorlardı.) | 96 |
| Kalem | 19 | Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı. | 89 |
| Kalem | 20 | Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü. | 75 |
| Kalem | 22 | Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler. | 128 |
| Kalem | 24 | Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular. | 130 |
| Kalem | 25 | (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar. | 120 |
| Kalem | 26 | Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler. | 118 |
| Kalem | 27 | (Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler. | 100 |
| Kalem | 28 | Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi. | 126 |
| Kalem | 29 | Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler. | 113 |
| Kalem | 30 | Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar. | 70 |
| Kalem | 31 | Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!" | 97 |
| Kalem | 32 | "Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız." | 126 |
| Kalem | 33 | İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi! | 103 |
| Kalem | 34 | Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır. | 116 |
| Kalem | 35 | Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız? | 69 |
| Kalem | 36 | Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? | 63 |
| Kalem | 37 | Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz? | 103 |
| Kalem | 38 | Onda, "Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir" (diye mi yazılı?) | 94 |
| Kalem | 39 | Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız? | 138 |
| Kalem | 40 | Sor onlara: "Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?" | 89 |
| Kalem | 41 | Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını! | 116 |
| Kalem | 45 | Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır. | 84 |
| Kalem | 46 | Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir? | 129 |
| Kalem | 47 | Yahut gayb (levh-i mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar? | 108 |
| Kalem | 49 | Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir halde ıssız bir yere atılacaktı. | 135 |
| Kalem | 50 | (Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı. | 108 |
| Kalem | 52 | Halbuki o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür. | 73 |
| Hakka | 1 | Gerçekleşecek olan kıyamet! | 47 |
| Hakka | 2 | Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet? | 56 |
| Hakka | 3 | Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin? | 80 |
| Hakka | 4 | Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (Kıyameti) yalanladılar. | 115 |
| Hakka | 5 | Semûd kavmi korkunç bir sarsıntı ile helâk edildi. | 73 |
| Hakka | 6 | Âd kavmine gelince onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgarla helak edildi. | 107 |
| Hakka | 8 | Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun? | 67 |
| Hakka | 9 | Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lût kavmi) hep o suçu işlediler. | 118 |
| Hakka | 10 | Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı. | 142 |
| Hakka | 16 | Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur. | 87 |
| Hakka | 18 | O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz. | 98 |
| Hakka | 19 | İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: "Gelin, kitabımı okuyun!" | 113 |
| Hakka | 20 | "Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum." | 86 |
| Hakka | 21 | Artık o, hoşnut bir hayat içindedir. | 57 |
| Hakka | 22 | Yüksek bir cennettedir. | 43 |
| Hakka | 23 | Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir). | 71 |
| Hakka | 24 | (Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için." | 117 |
| Hakka | 25 | Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi." | 114 |
| Hakka | 26 | "Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim." | 61 |
| Hakka | 27 | "Keşke ölüm her şeyi bitirseydi." | 56 |
| Hakka | 28 | "Malım bana hiçbir yarar sağlamadı." | 59 |
| Hakka | 29 | "Saltanatım da yok olup gitti." | 51 |
| Hakka | 30 | (Allah şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın." | 68 |
| Hakka | 31 | "Sonra onu cehenneme atın." | 47 |
| Hakka | 32 | "Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu." | 76 |
| Hakka | 33 | "Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu." | 70 |
| Hakka | 34 | "Yoksulu doyurmaya teşvik etmiyordu." | 57 |
| Hakka | 35 | "Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur." | 77 |
| Hakka | 36 | "Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur." | 67 |
| Hakka | 37 | "Onu günahkârlardan başkası yemez." | 60 |
| Hakka | 41 | O, bir şâirin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! | 77 |
| Hakka | 42 | Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! | 82 |
| Hakka | 43 | O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. | 64 |
| Hakka | 45 | Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardık. | 122 |
| Hakka | 46 | Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. | 67 |
| Hakka | 47 | Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı. | 72 |
| Hakka | 48 | Şüphesiz Kur'an Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür. | 92 |
| Hakka | 49 | Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. | 91 |
| Hakka | 50 | Şüphesiz Kur'an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. | 89 |
| Hakka | 51 | Şüphesiz Kur'an gerçek kesin bilgidir. | 60 |
| Hakka | 52 | O halde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et. | 62 |
| Mearic | 4 | Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir. | 97 |
| Mearic | 5 | (Ey Muhammed!) Sen güzel bir şekilde sabret. | 66 |
| Mearic | 6 | Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar. | 63 |
| Mearic | 7 | Biz ise onu yakın görüyoruz. | 52 |
| Mearic | 9 | Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla. | 114 |
| Mearic | 10 | (O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz. | 64 |
| Mearic | 16 | Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz, cehennem derileri kavurup çıkaran alevli ateştir. | 104 |
| Mearic | 18 | O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır. | 118 |
| Mearic | 19 | Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır. | 89 |
| Mearic | 20 | Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır. | 70 |
| Mearic | 21 | Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır. | 67 |
| Mearic | 22 | Ancak, namaz kılanlar başka. | 50 |
| Mearic | 23 | Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir. | 62 |
| Mearic | 25 | Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir. | 121 |
| Mearic | 26 | Onlar ceza gününü tasdik eden kimselerdir. | 65 |
| Mearic | 27 | Onlar, Rablerinin azabından korkan kimselerdir. | 68 |
| Mearic | 28 | Çünkü, Rablerinin azabından emin olunamaz. | 66 |
| Mearic | 29 | Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir. | 65 |
| Mearic | 31 | Kim bunun ötesini isterse, işte onlar sınırı aşan kimselerdir. | 88 |
| Mearic | 32 | Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir. | 82 |
| Mearic | 33 | Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir. | 71 |
| Mearic | 34 | Onlar namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir. | 70 |
| Mearic | 35 | İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir. | 69 |
| Mearic | 38 | Onlardan her biri Naîm Cennetine sokulacağını mı umuyor? | 81 |
| Mearic | 39 | Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden (meniden) yarattık. | 119 |
| Mearic | 42 | Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar. | 133 |
| Nuh | 1 | Şüphesiz biz Nûh'u, kavmine, "Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik. | 139 |
| Nuh | 2 | Nûh şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım." | 103 |
| Nuh | 5 | Nûh şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim." | 106 |
| Nuh | 6 | "Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı." | 79 |
| Nuh | 8 | "Sonra ben onları açık açık davet ettim". | 62 |
| Nuh | 9 | "Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum." | 86 |
| Nuh | 10 | "Dedim ki: Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü o çok bağışlayıcıdır.' | 102 |
| Nuh | 11 | (Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.' | 88 |
| Nuh | 12 | Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.' | 126 |
| Nuh | 13 | Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?' | 100 |
| Nuh | 14 | Halbuki, o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.' | 73 |
| Nuh | 15 | Görmediniz mi Allah yedi göğü, tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?' | 91 |
| Nuh | 16 | Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?' | 100 |
| Nuh | 17 | Allah, sizi (babanız Adem'i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)' | 97 |
| Nuh | 18 | Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.' | 102 |
| Nuh | 20 | Allah yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz.' " | 115 |
| Nuh | 22 | "Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular." | 62 |
| Nuh | 24 | "Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır." | 131 |
| Nuh | 26 | Nûh şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!" | 97 |
| Nuh | 27 | "Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kafir kimseler yetiştirirler." | 132 |
| Cin | 3 | "Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk." | 103 |
| Cin | 4 | "Demek bizim beyinsiz olanımız Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş." | 107 |
| Cin | 5 | "Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk." | 117 |
| Cin | 8 | "Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk." | 123 |
| Cin | 10 | "Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?" | 131 |
| Cin | 11 | "Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz." | 104 |
| Cin | 15 | "Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır." | 84 |
| Cin | 18 | "Şüphesiz mescitler, Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin. | 111 |
| Cin | 20 | De ki: "Şüphesiz ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O'na hiç kimseyi ortak koşmam." | 103 |
| Cin | 21 | De ki: "Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim." | 94 |
| Cin | 22 | De ki: "Gerçekten beni Allah'a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O'ndan başka sığınacak kimse de bulamam." | 141 |
| Cin | 25 | De ki: "Sizin uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabbim ona uzun bir süre mi koyacaktır, bilemem." | 129 |
| Cin | 26 | O gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. | 69 |
| Müzzemmil | 1 | Ey örtünüp bürünen (Peygamber)! | 56 |
| Müzzemmil | 3 | Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. | 117 |
| Müzzemmil | 4 | Yahut buna biraz ekle. Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku. | 86 |
| Müzzemmil | 5 | Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahy edeceğiz. | 89 |
| Müzzemmil | 7 | Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır. | 75 |
| Müzzemmil | 8 | Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O'na yönel. | 78 |
| Müzzemmil | 9 | O, doğunun da batının da Rabbidir. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Öyle ise onu vekil edin. | 120 |
| Müzzemmil | 10 | Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl. | 88 |
| Müzzemmil | 11 | Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. | 106 |
| Müzzemmil | 16 | Ama Firavun o peygambere isyan etti, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıverdik. | 118 |
| Müzzemmil | 18 | O günle gök (bile) yarılır, Allah'ın vadi gerçekleşir. | 85 |
| Müzzemmil | 19 | Şüphesiz bunlar bir öğüttür. Kim dilerse Rabbine ulaştıran bir yol tutar. | 105 |
| Müddessir | 1 | Ey örtünüp bürünen (Peygamber!) | 55 |
| Müddessir | 2 | Kalk da uyar. | 36 |
| Müddessir | 3 | Rabbini yücelt. | 40 |
| Müddessir | 4 | Nefsini arındır. | 40 |
| Müddessir | 5 | Şirkten uzak dur. | 42 |
| Müddessir | 6 | İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma. | 99 |
| Müddessir | 7 | Rabbinin rızasına ermek için sabret. | 61 |
| Müddessir | 9 | Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya; işte o gün çetin bir gündür. | 92 |
| Müddessir | 10 | Kâfirler için hiç kolay değildir. | 61 |
| Müddessir | 11 | Beni, yarattığım kişiyle başbaşa bırak. | 69 |
| Müddessir | 13 | Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim. | 74 |
| Müddessir | 14 | Kendisine alabildiğine imkanlar sağladım. | 68 |
| Müddessir | 15 | Sonra da o hırsla daha da artırmamı umar. | 68 |
| Müddessir | 16 | Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı inatçıdır. | 112 |
| Müddessir | 17 | Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım. | 64 |
| Müddessir | 18 | Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti. | 73 |
| Müddessir | 19 | Kahrolası nasıl da ölçtü biçti! | 61 |
| Müddessir | 20 | Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti! | 65 |
| Müddessir | 21 | Sonra (Kur'an hakkında) derin derin düşündü. | 73 |
| Müddessir | 22 | Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı. | 70 |
| Müddessir | 24 | Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: "Bu ancak nakledilegelen bir sihirdir." | 124 |
| Müddessir | 25 | "Bu, ancak insan sözüdür." | 53 |
| Müddessir | 26 | Ben onu "Sekar"a (cehenneme) sokacağım. | 65 |
| Müddessir | 27 | Sekar'ın ne olduğunu sen ne bileceksin? | 65 |
| Müddessir | 28 | Geride bir şey koymaz, bırakmaz. | 58 |
| Müddessir | 29 | Derileri kavurur. | 42 |
| Müddessir | 30 | Üzerinde on dokuz (görevli melek) vardır. | 68 |
| Müddessir | 38 | Herkes kazandığına karşılık bir rehindir. | 71 |
| Müddessir | 39 | Ancak ahiret mutluluğuna eren kimseler başka. | 73 |
| Müddessir | 43 | Onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik." | 81 |
| Müddessir | 44 | "Yoksula yedirmezdik." | 46 |
| Müddessir | 45 | "Bâtıla dalanlarla birlikte biz de dalardık." | 72 |
| Müddessir | 46 | "Ceza gününü de yalanlıyorduk." | 60 |
| Müddessir | 47 | "Nihayet ölüm bize gelip çattı." | 59 |
| Müddessir | 48 | Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez. | 74 |
| Müddessir | 49 | Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar? | 89 |
| Müddessir | 51 | Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler. | 72 |
| Müddessir | 52 | Hatta onlardan her bir kişi, kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor. | 106 |
| Müddessir | 53 | Hayır, hayır! Onlar ahiretten korkmuyorlar. | 70 |
| Müddessir | 54 | Hayır, düşündükleri gibi değil! Şüphesiz bu (Kur'an) bir uyarıdır. | 100 |
| Müddessir | 55 | Artık kim dilerse ondan öğüt alır. | 63 |
| Kıyame | 1 | Kıyamet gününe yemin ederim. | 47 |
| Kıyame | 2 | (Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz). | 123 |
| Kıyame | 3 | İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanır? | 91 |
| Kıyame | 4 | Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter. | 92 |
| Kıyame | 5 | Fakat insan önünü (geleceğini, kıyameti) yalanlamak ister. | 83 |
| Kıyame | 6 | "O kıyamet günü ne zaman?" diye sorar. | 60 |
| Kıyame | 11 | Hayır, hiçbir sığınacak yer yoktur. | 62 |
| Kıyame | 12 | O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur. | 76 |
| Kıyame | 13 | O gün insana, yapıp önden gönderdiği ve yapmayıp geri bıraktığı şeyler haber verilir. | 117 |
| Kıyame | 15 | Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir. | 97 |
| Kıyame | 16 | (Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. | 88 |
| Kıyame | 17 | Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. | 68 |
| Kıyame | 18 | O halde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. | 76 |
| Kıyame | 19 | Sonra onu açıklamak da bize aittir. | 57 |
| Kıyame | 21 | Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz. | 81 |
| Kıyame | 22 | O gün bir takım yüzler aydındır. | 58 |
| Kıyame | 23 | Rablerine bakarlar. | 41 |
| Kıyame | 24 | O gün bir takım yüzler de asıktır. | 60 |
| Kıyame | 25 | Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar. | 87 |
| Kıyame | 31 | O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı. | 78 |
| Kıyame | 32 | Fakat yalanlamış ve yüz çevirmişti. | 61 |
| Kıyame | 33 | Sonra da kasıla kasıla ailesine gitmişti. | 64 |
| Kıyame | 35 | "Bu azap sana layıktır, layık! Evet, layıktır sana, layık!" denecektir. | 95 |
| Kıyame | 36 | İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder. | 84 |
| Kıyame | 37 | O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi? | 71 |
| Kıyame | 38 | Sonra bu, bir "alaka"3 oldu. Derken Allah onu yaratıp güzelce şekillendirdi. | 101 |
| Kıyame | 39 | Nihayet ondan da erkek ve dişi iki eşi var etti. | 71 |
| Kıyame | 40 | Şimdi, bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? | 89 |
| İnsan | 1 | İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. | 115 |
| İnsan | 4 | Şüphesiz biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. | 111 |
| İnsan | 5 | İyiler ise, katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler. | 91 |
| İnsan | 6 | Bir pınar ki Allah'ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar. | 115 |
| İnsan | 7 | O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. | 118 |
| İnsan | 8 | Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. | 82 |
| İnsan | 10 | "Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız." | 125 |
| İnsan | 11 | Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir. | 131 |
| İnsan | 12 | Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır. | 110 |
| İnsan | 15 | Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır. | 84 |
| İnsan | 16 | Gümüşten billur kaplar ki, onları (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir. | 103 |
| İnsan | 17 | Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kâseden içirilir. | 101 |
| İnsan | 18 | Orada bir pınar ki ona "selsebil" adı verilir. | 67 |
| İnsan | 20 | Orada, görünce (sonsuz)nimetler ve büyük bir mülk (hükümranlık) görürsün. | 105 |
| İnsan | 23 | Şüphe yok ki, Kur'an'ı sana elbette biz indirdik biz. | 77 |
| İnsan | 24 | O halde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme. | 116 |
| İnsan | 25 | Sabah akşam Rabbinin adını an. | 52 |
| İnsan | 26 | Gecenin bir kısmında ona secde et; geceleyin de onu uzun uzadıya tespih et. | 95 |
| İnsan | 27 | Şunlar (inanmayanlar) dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar. | 114 |
| İnsan | 29 | İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar. | 90 |
| İnsan | 30 | Allah'ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | 137 |
| İnsan | 31 | O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır. | 106 |
| Mürselat | 8 | Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, | 73 |
| Mürselat | 9 | Gök yarıldığı zaman, | 47 |
| Mürselat | 10 | Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, | 59 |
| Mürselat | 11 | Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir). | 131 |
| Mürselat | 12 | (Bu) hangi güne ertelenmiştir? | 55 |
| Mürselat | 13 | Hüküm ve ayırım gününe. | 52 |
| Mürselat | 14 | Hüküm ve ayırım gününü sen ne bileceksin. | 71 |
| Mürselat | 15 | O gün vay yalanlayanların haline! | 58 |
| Mürselat | 16 | Biz öncekileri helak etmedik mi? | 57 |
| Mürselat | 17 | Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız. | 78 |
| Mürselat | 18 | Biz suçlulara işte böyle yaparız. | 60 |
| Mürselat | 19 | O gün vay yalanlayanların haline! | 58 |
| Mürselat | 20 | Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı? | 74 |
| Mürselat | 22 | Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk. | 95 |
| Mürselat | 23 | Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz! | 98 |
| Mürselat | 24 | O gün vay yalanlayanların haline! | 57 |
| Mürselat | 26 | Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı? | 96 |
| Mürselat | 27 | Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi? | 100 |
| Mürselat | 28 | O gün vay yalanlayanların haline! | 58 |
| Mürselat | 29 | Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin." | 107 |
| Mürselat | 31 | "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur." | 104 |
| Mürselat | 32 | Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar. | 99 |
| Mürselat | 33 | Bunlar sanki birer kızıl devedir. | 58 |
| Mürselat | 34 | O gün vay yalanlayanların haline! | 58 |
| Mürselat | 35 | Bu, konuşamayacakları gündür. | 56 |
| Mürselat | 36 | Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler. | 69 |
| Mürselat | 37 | O gün vay yalanlayanların haline! | 58 |
| Mürselat | 38 | Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır. | 106 |
| Mürselat | 39 | Eğer bir tuzağınız varsa haydi bana tuzak kurun! | 75 |
| Mürselat | 40 | O gün vay yalanlayanların haline! | 58 |
| Mürselat | 41 | Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar. | 109 |
| Mürselat | 42 | Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler. | 73 |
| Mürselat | 43 | "Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için." | 87 |
| Mürselat | 44 | Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız. | 91 |
| Mürselat | 45 | O gün vay yalanlayanların haline! | 58 |
| Mürselat | 46 | Ey inkar edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız. | 119 |
| Mürselat | 47 | O gün vay yalanlayanların haline! | 57 |
| Mürselat | 48 | Onlara, "Rükû edin (namaz kılın)" dendiği zaman rükû etmezler. | 93 |
| Mürselat | 49 | O gün vay yalanlayanların haline! | 57 |
| Mürselat | 50 | Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar? | 83 |
| Nebe | 1 | Birbirlerine neyi soruyorlar? | 42 |
| Nebe | 3 | Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)? | 75 |
| Nebe | 4 | Hayır, ileride bilecekler. | 44 |
| Nebe | 5 | Yine hayır; ileride bilecekler. | 48 |
| Nebe | 7 | Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? | 85 |
| Nebe | 8 | Sizleri (erkekli-dişili) eşler halinde yarattık. | 68 |
| Nebe | 9 | Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık. | 57 |
| Nebe | 10 | Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık. | 58 |
| Nebe | 11 | Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık. | 64 |
| Nebe | 12 | Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. | 59 |
| Nebe | 13 | Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık. | 87 |
| Nebe | 17 | Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir. | 81 |
| Nebe | 18 | Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz. | 98 |
| Nebe | 19 | Gök açılır ve kapı kapı olur. | 53 |
| Nebe | 20 | Dağlar yürütülür, serap haline gelir. | 60 |
| Nebe | 23 | Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. | 134 |
| Nebe | 24 | Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar! | 76 |
| Nebe | 26 | Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. | 73 |
| Nebe | 27 | Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı. | 65 |
| Nebe | 28 | Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı. | 69 |
| Nebe | 29 | Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfûz'da) tamamiyle sayıp tespit ettik. | 99 |
| Nebe | 30 | Kafirlere şöyle denilir: "Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız." | 119 |
| Nebe | 35 | Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan. | 71 |
| Nebe | 39 | İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar. | 103 |
| Naziat | 1 | Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, | 81 |
| Naziat | 2 | Andolsun (mü'minlerin ruhlarını) kolaylıkla alanlara, | 76 |
| Naziat | 3 | Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere, | 55 |
| Naziat | 4 | Derken, öne geçenlere, | 45 |
| Naziat | 5 | Nihayet işi çekip çevirenlere (ki, mutlaka tekrar diriltileceksiniz). | 91 |
| Naziat | 8 | O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır. | 90 |
| Naziat | 9 | Onların gözleri (korku ile) inecektir. | 59 |
| Naziat | 10 | Şöyle derler: "Biz gerçekten gerisingeriye eski halimize mi döndürüleceğiz?" | 103 |
| Naziat | 11 | "Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?" | 74 |
| Naziat | 12 | "Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür" dediler. | 73 |
| Naziat | 13 | Halbuki o, bir haykırıştan (sûr'un üfürülmesinden) ibarettir. | 88 |
| Naziat | 14 | Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler. | 63 |
| Naziat | 15 | (Ey Muhammed!) Mûsâ'nın haberi sana geldi mi? | 65 |
| Naziat | 16 | Hani, Rabbi ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: | 82 |
| Naziat | 17 | "Haydi Firavun'a git! Çünkü o azmıştır." | 66 |
| Naziat | 18 | "Ona de ki: İster misin (küfür ve isyanından) temizlenesin? | 84 |
| Naziat | 19 | Seni Rabbine ileteyim de ona karşı derinden saygı duyup korkasın!" | 90 |
| Naziat | 20 | Derken Mûsâ O'na en büyük mucizeyi gösterdi. | 68 |
| Naziat | 21 | Fakat o, Mûsâ'yı yalanladı ve isyan etti. | 66 |
| Naziat | 22 | Sonra sırt dönüp koşarak gitti. | 54 |
| Naziat | 23 | Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi: | 70 |
| Naziat | 24 | "Ben, sizin en yüce Rabbinizim!" dedi. | 58 |
| Naziat | 25 | Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve âhiret cezasıyla cezalandırdı. | 98 |
| Naziat | 26 | Şüphesiz bunda Allah'tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır. | 104 |
| Naziat | 27 | (Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur. | 115 |
| Naziat | 28 | Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir. | 72 |
| Naziat | 29 | O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı. | 86 |
| Naziat | 30 | Ardından yeri düzenleyip döşedi. | 56 |
| Naziat | 31 | Ondan suyunu ve merasını çıkardı. | 59 |
| Naziat | 32 | Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. | 64 |
| Naziat | 33 | Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı. | 93 |
| Naziat | 35 | En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar. | 103 |
| Naziat | 36 | Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir. | 80 |
| Naziat | 39 | Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır. | 117 |
| Naziat | 42 | Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. | 71 |
| Naziat | 43 | Onu bilip söylemek nerede, sen nerede? | 60 |
| Naziat | 44 | Onun nihai bilgisi yalnız Rabbine âittir. | 63 |
| Naziat | 45 | Sen, ancak ondan korkanları uyarıcısın. | 62 |
| Naziat | 46 | Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler. | 138 |
| Abese | 26 | Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık! | 59 |
| Abese | 25 | Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık. | 65 |
| Abese | 24 | Herşeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın! | 73 |
| Abese | 23 | Hayır hayır o, Allah'ın kendisine emrettiğini yerine getirmedi. (İman etmedi.) | 102 |
| Abese | 22 | Sonra, dilediği vakit onu diriltir. | 55 |
| Abese | 21 | Sonra onu öldürdü ve kabre koydu. | 55 |
| Abese | 20 | Sonra ona yolu kolaylaştırdı. | 51 |
| Abese | 19 | Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi. | 91 |
| Abese | 18 | Allah onu hangi şeyden yarattı? | 51 |
| Abese | 17 | Kahrolası (inkarcı) insan! Ne nankördür o! | 65 |
| Abese | 16 | O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir. | 119 |
| Abese | 12 | Dileyen ondan öğüt alır. | 46 |
| Abese | 11 | Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür. | 78 |
| Abese | 10 | Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun. | 123 |
| Abese | 5 | Kendini muhtaç hissetmeyene gelince; | 56 |
| Abese | 6 | Sen, ona yöneliyorsun. | 41 |
| Abese | 7 | (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne! | 65 |
| Abese | 4 | Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek. | 77 |
| Abese | 3 | (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak, | 67 |
| Abese | 2 | Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü. | 91 |
| Abese | 38 | O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar, | 81 |
| Abese | 39 | Gülerler, sevinirler. | 41 |
| Abese | 40 | O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler. | 80 |
| Abese | 41 | Onları bir siyahlık bürür. | 49 |
| Abese | 42 | İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır. | 65 |
| Tekvir | 1 | Güneş, dürüldüğü zaman, | 45 |
| Tekvir | 2 | Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman, | 59 |
| Tekvir | 3 | Dağlar, yürütüldüğü zaman, | 52 |
| Tekvir | 4 | Gebe develer salıverildiği zaman. | 54 |
| Tekvir | 5 | Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman, | 94 |
| Tekvir | 6 | Denizler kaynatıldığı zaman, | 50 |
| Tekvir | 7 | Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman. | 66 |
| Tekvir | 9 | Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman, | 114 |
| Tekvir | 10 | Amel defterleri açıldığı zaman, | 59 |
| Tekvir | 11 | Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman, | 73 |
| Tekvir | 12 | Cehennem alevlendirildiği zaman, | 54 |
| Tekvir | 13 | Cennet yaklaştırıldığı zaman, | 55 |
| Tekvir | 14 | Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir. | 79 |
| Tekvir | 16 | Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara, | 83 |
| Tekvir | 17 | Andolsun, yöneldiği zaman geceye, | 55 |
| Tekvir | 18 | Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki, | 65 |
| Tekvir | 22 | (Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir. | 89 |
| Tekvir | 23 | Andolsun o, Cebrâil'i apaçık ufukta gördü. | 67 |
| Tekvir | 24 | O, gayb hakkında cimri değildir. | 54 |
| Tekvir | 25 | Kur'an, kovulmuş şeytanın sözü değildir. | 67 |
| Tekvir | 26 | (Hal böyle iken) nereye gidiyorsunuz? | 58 |
| Tekvir | 28 | O, âlemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür. | 103 |
| Tekvir | 29 | Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. | 77 |
| İnfitar | 1 | Gök yarıldığı zaman, | 42 |
| İnfitar | 2 | Yıldızlar saçıldığı zaman, | 54 |
| İnfitar | 3 | Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman, | 68 |
| İnfitar | 4 | Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, | 79 |
| İnfitar | 5 | Herkes yaptığı ve yapmadığı şeyleri bilecek. | 71 |
| İnfitar | 9 | Hayır, hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz. | 75 |
| İnfitar | 11 | Halbuki üzerinizde muhakkak bekçiler, değerli yazıcılar vardır. | 89 |
| İnfitar | 12 | Onlar yapmakta olduklarınızı bilirler. | 63 |
| İnfitar | 13 | Şüphesiz, iyiler Naîm cennetindedirler. | 64 |
| İnfitar | 14 | Şüphesiz, günahkârlar da cehennemdedirler. | 67 |
| İnfitar | 15 | Hesap ve ceza günü oraya gireceklerdir. | 63 |
| İnfitar | 16 | Onlar oradan kaybolup kurtulacak da değillerdir. | 71 |
| İnfitar | 17 | Hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? | 79 |
| İnfitar | 18 | Evet, hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? | 84 |
| İnfitar | 19 | O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır. O gün buyruk, yalnız Allah'ındır. | 111 |
| Mutaffifın | 1 | Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! | 71 |
| Mutaffifın | 2 | Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. | 96 |
| Mutaffifın | 3 | Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. | 125 |
| Mutaffifın | 7 | Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak "Siccîn"dedir. | 84 |
| Mutaffifın | 8 | "Siccîn"in ne olduğunu sen ne bileceksin. | 67 |
| Mutaffifın | 9 | O, yazılmış bir kitaptır. | 52 |
| Mutaffifın | 11 | O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline! | 99 |
| Mutaffifın | 12 | Onu, ancak her azgın, günahkâr kimse inkar eder. | 76 |
| Mutaffifın | 13 | Ona âyetlerimiz okununca, "Eskilerin masalları" der. | 79 |
| Mutaffifın | 14 | Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır. | 111 |
| Mutaffifın | 15 | Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır. | 116 |
| Mutaffifın | 16 | Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir. | 70 |
| Mutaffifın | 17 | Sonra da onlara, "Yalanlamakta olduğunuz işte budur" denecektir. | 91 |
| Mutaffifın | 18 | Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı "İlliyyûn"dadır. | 100 |
| Mutaffifın | 19 | "İlliyyûn"un ne olduğunu sen ne bileceksin. | 68 |
| Mutaffifın | 20 | O yazılmış bir kitaptır. | 53 |
| Mutaffifın | 21 | Ona, Allah'a yakın olanlar şâhit olur. | 66 |
| Mutaffifın | 22 | Şüphesiz iyi kimseler, Naîm cennetindedirler. | 74 |
| Mutaffifın | 23 | Koltuklar üzerinde, (etrafı) seyrederler. | 68 |
| Mutaffifın | 24 | Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün. | 79 |
| Mutaffifın | 25 | Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir. | 89 |
| Mutaffifın | 27 | O içeceğin katkısı tesnimdir. | 57 |
| Mutaffifın | 28 | Bir pınar ki, Allah'a yakın olanlar ondan içerler. | 78 |
| Mutaffifın | 29 | Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı. | 92 |
| Mutaffifın | 30 | Mü'minler yanlarından geçtiğinde birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı. | 118 |
| Mutaffifın | 31 | Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı. | 104 |
| Mutaffifın | 32 | Mü'minleri gördükleri vakit, "Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir" diyorlardı. | 116 |
| Mutaffifın | 33 | Halbuki onlar, mü'minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi. | 97 |
| Mutaffifın | 34 | İşte bugün de mü'minler kâfirlere gülerler. | 75 |
| Mutaffifın | 35 | Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler. | 66 |
| Mutaffifın | 36 | Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı!? | 96 |
| İnşikak | 2 | Gök yarıldığı ve Rabbine boyun eğdiği zaman -ki ona yaraşan budur-, | 94 |
| İnşikak | 4 | Yer uzatılıp dümdüz edildiği ve içindekileri atıp boşaldığı zaman, | 97 |
| İnşikak | 5 | Rabbini dinlediği zaman -ki ona yaraşan da budur- (insan yaptıklarını karşısında bulur!) | 118 |
| İnşikak | 7 | Kime kitabı sağından verilirse, | 57 |
| İnşikak | 8 | Hesabı çok kolay bir şekilde görülecek, | 66 |
| İnşikak | 9 | Sevinçli olarak ailesine dönecektir. | 59 |
| İnşikak | 10 | Fakat kime kitabı arkasından verilirse, | 67 |
| İnşikak | 12 | "Helâk!" diye bağıracak ve alevli ateşe girecektir. | 78 |
| İnşikak | 13 | Çünkü o, (dünyada iken) ailesi içinde sevinçli idi. | 77 |
| İnşikak | 14 | Çünkü o hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanırdı. | 81 |
| İnşikak | 15 | Hayır! Sandığı gibi değil! Şüphesiz Rabbi onu görüyordu. | 89 |
| İnşikak | 16 | Yemin ederim şafağa, | 44 |
| İnşikak | 17 | Geceye ve içinde topladıklarına, | 58 |
| İnşikak | 18 | Dolunay halindeki aya ki, | 48 |
| İnşikak | 19 | Şüphesiz siz halden hale geçeceksiniz. | 65 |
| İnşikak | 20 | Böyleyken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar? | 69 |
| İnşikak | 21 | Onlara Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar. | 70 |
| İnşikak | 22 | Daha doğrusu, inkar edenler (Kur'an'ı) yalanlıyorlar. | 79 |
| İnşikak | 23 | Halbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi bilir. | 86 |
| İnşikak | 24 | Öyle ise sen onlara elem dolu bir azabı müjdele! | 74 |
| İnşikak | 25 | Ancak iman edip de sâlih ameller işleyenler başka. Onlar için, bitmez tükenmez bir mükafat vardır. | 125 |
| Büruc | 1 | Burçlarla dolu göğe andolsun, | 48 |
| Büruc | 2 | Va'dedilmiş güne (kıyamete) andolsun, | 61 |
| Büruc | 7 | O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. | 102 |
| Büruc | 12 | Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir. | 67 |
| Büruc | 13 | Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar. | 87 |
| Büruc | 14 | O, çok bağışlayandır, çok sevendir. | 62 |
| Büruc | 15 | Arş'ın sahibidir, şanı yüce olandır. | 61 |
| Büruc | 16 | Dilediğini mutlaka yapandır. | 51 |
| Büruc | 18 | Orduların, Firavun ve Semûd'un haberi sana geldi mi? | 71 |
| Büruc | 19 | Hayır, inkar edenler, hâlâ yalanlamaktadırlar. | 70 |
| Büruc | 20 | Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır. | 71 |
| Büruc | 21 | Hayır o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur'an'dır. | 90 |
| Büruc | 22 | O korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)dır. | 64 |
| Tarık | 1 | Göğe ve târıka andolsun. | 43 |
| Tarık | 2 | Târıkın ne olduğunu sen ne bileceksin? | 61 |
| Tarık | 3 | O, (ışığıyla karanlığı) delen yıldızdır. | 71 |
| Tarık | 4 | Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde koruyucu bulunmasın. | 74 |
| Tarık | 5 | Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın. | 70 |
| Tarık | 6 | Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı. | 62 |
| Tarık | 7 | Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar. | 71 |
| Tarık | 8 | Şüphesiz Allah'ın onu, öldükten sonra tekrar diriltmeye de gücü yeter. | 96 |
| Tarık | 9 | Bütün sırların yoklanacağı günü hatırla! | 68 |
| Tarık | 10 | (O gün) artık insan için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı. | 95 |
| Tarık | 11 | Yağmurlu göğe andolsun, | 43 |
| Tarık | 12 | Yarık yarık çatlamış yere andolsun. | 60 |
| Tarık | 13 | Şüphesiz o Kur'an, hak ile bâtılı ayırd eden bir sözdür. | 84 |
| Tarık | 14 | O, boş bir söz değildir. | 47 |
| Tarık | 15 | Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar, | 57 |
| Tarık | 16 | Ben de bir tuzak kurarım. | 46 |
| Tarık | 17 | Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı! | 79 |
| Ala | 1 | Yüce Rabbinin adını tespih et. | 46 |
| Ala | 2 | O, yaratıp şekillendiren, âhenk veren ve düzene koyandır. | 78 |
| Ala | 3 | O, (her şeyi) ölçüyle yapıp yönlendirendir. | 64 |
| Ala | 5 | O, yeşil bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onları çürüyüp kararmış çörçöpe çevirendir. | 117 |
| Ala | 6 | Sana Kur'an'ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. | 71 |
| Ala | 7 | Ancak Allah'ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de. | 99 |
| Ala | 8 | Biz seni en kolay olana kolayca ileteceğiz. | 61 |
| Ala | 9 | O halde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver. | 66 |
| Ala | 10 | Allah'a karşı derin saygı duyarak ondan korkan öğüt alacaktır. | 85 |
| Ala | 12 | En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kâfir) ise, öğüt almaktan kaçınır. | 105 |
| Ala | 13 | Sonra orada ne ölür (kurtulur), ne de (rahat bir hayat) yaşar. | 84 |
| Ala | 15 | Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer. | 93 |
| Ala | 16 | Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. | 67 |
| Ala | 17 | Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir. | 63 |
| Ala | 19 | Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ'nın sayfalarında da vardır. | 102 |
| Gaşiye | 1 | Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi? | 75 |
| Gaşiye | 2 | O gün birtakım yüzler vardır ki zillete bürünmüşlerdir. | 83 |
| Gaşiye | 3 | Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır. | 60 |
| Gaşiye | 4 | Kızgın ateşe girerler. | 45 |
| Gaşiye | 5 | Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler. | 67 |
| Gaşiye | 6 | Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur. | 93 |
| Gaşiye | 7 | O, ne besler ne de açlıktan kurtarır. | 60 |
| Gaşiye | 8 | O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar. | 83 |
| Gaşiye | 9 | Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar. | 60 |
| Gaşiye | 10 | Yüksek bir cennettedirler. | 48 |
| Gaşiye | 11 | Orada hiçbir boş söz işitmezler. | 56 |
| Gaşiye | 12 | Orada akan bir kaynak vardır. | 50 |
| Gaşiye | 16 | Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır. | 126 |
| Gaşiye | 17 | Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır! | 71 |
| Gaşiye | 18 | Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir! | 71 |
| Gaşiye | 19 | Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir! | 72 |
| Gaşiye | 20 | Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır! | 73 |
| Gaşiye | 21 | Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin. | 78 |
| Gaşiye | 22 | Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin. | 64 |
| Gaşiye | 24 | Ancak, kim yüz çevirir, inkâr ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır. | 97 |
| Gaşiye | 25 | Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir. | 66 |
| Gaşiye | 26 | Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir. | 73 |
| Fecr | 1 | Tan yerinin ağarmasına andolsun, | 47 |
| Fecr | 2 | On geceye andolsun, | 36 |
| Fecr | 3 | Çifte ve teke andolsun, | 41 |
| Fecr | 4 | Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır). | 88 |
| Fecr | 5 | Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır. | 121 |
| Fecr | 12 | Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi. | 104 |
| Fecr | 13 | Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı. | 82 |
| Fecr | 14 | Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir. | 53 |
| Fecr | 15 | İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, "Rabbim bana ikram etti" der. | 146 |
| Fecr | 16 | Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, "Rabbim beni aşağıladı" der. | 93 |
| Fecr | 17 | Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz. | 60 |
| Fecr | 18 | Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. | 78 |
| Fecr | 19 | Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz. | 72 |
| Fecr | 20 | Malı da pek çok seviyorsunuz. | 50 |
| Fecr | 21 | Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman, | 106 |
| Fecr | 24 | "Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım" der. | 78 |
| Fecr | 25 | Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez. | 72 |
| Fecr | 26 | Onun vuracağı bağı kimse vuramaz. | 56 |
| Fecr | 27 | (Allah şöyle der:) "Ey huzur içinde olan nefis!" | 69 |
| Fecr | 28 | "Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!" | 76 |
| Fecr | 29 | "(İyi) kullarımın arasına gir." | 53 |
| Fecr | 30 | "Cennetime gir." | 31 |
| Beled | 19 | Âyetlerimizi inkar edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir. | 86 |
| Beled | 13 | O tutsak bir boynu çözmek(köle azat etmek) tir. | 71 |
| Beled | 12 | Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin? | 65 |
| Beled | 10 | Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi? | 130 |
| Beled | 11 | Fakat o, sarp yokuşa atılmadı. | 51 |
| Beled | 6 | "Yığınla mal harcadım" diyor. | 51 |
| Beled | 7 | Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor? | 64 |
| Beled | 5 | İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? | 86 |
| Beled | 20 | Üzerlerinde etrafı sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır. | 80 |
| Şems | 1 | Güneşe ve onun aydınlığına andolsun, | 56 |
| Şems | 2 | Onu izlediğinde Ay'a andolsun, | 49 |
| Şems | 3 | Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun, | 66 |
| Şems | 4 | Onu bürüdüğünde geceye andolsun, | 56 |
| Şems | 5 | Göğe ve onu bina edene andolsun, | 51 |
| Şems | 6 | Yere ve onu yayıp döşeyene andolsun, | 60 |
| Şems | 10 | Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır. | 85 |
| Şems | 11 | Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı. | 68 |
| Şems | 12 | Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı. | 97 |
| Şems | 13 | Allah'ın Resülü de onlara şöyle demişti: "Allah'ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun." | 122 |
| Şems | 15 | Allah, bunun sonucundan çekinmez de! | 52 |
| Leyl | 1 | (Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun, | 63 |
| Leyl | 2 | Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun, | 70 |
| Leyl | 3 | Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki, | 57 |
| Leyl | 4 | Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir. | 78 |
| Leyl | 11 | Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez. | 74 |
| Leyl | 12 | Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir. | 75 |
| Leyl | 13 | Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir. | 58 |
| Leyl | 14 | Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım. | 62 |
| Leyl | 16 | O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer. | 83 |
| Leyl | 21 | Elbette kendisi de hoşnut olacaktır. | 54 |
| Duha | 1 | Kuşluk vaktine andolsun, | 39 |
| Duha | 2 | Karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki, | 68 |
| Duha | 3 | Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da. | 61 |
| Duha | 4 | Muhakkak ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. | 75 |
| Duha | 5 | Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın. | 79 |
| Duha | 6 | Seni yetim bulup da barındırmadı mı? | 59 |
| Duha | 7 | Seni yolunu kaybetmiş olarak bulup da yola iletmedi mi? | 71 |
| Duha | 8 | Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi? | 67 |
| Duha | 9 | Öyleyse sakın yetimi ezme! | 43 |
| Duha | 10 | Sakın isteyeni azarlama! | 43 |
| Duha | 11 | Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat. | 58 |
| İnşirah | 1 | (Ey Muhammed!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi? | 77 |
| İnşirah | 3 | Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? | 72 |
| İnşirah | 4 | Senin şânını yükseltmedik mi? | 59 |
| İnşirah | 5 | Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. | 72 |
| İnşirah | 6 | Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. | 77 |
| İnşirah | 7 | Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. | 67 |
| İnşirah | 8 | Ancak Rabbine yönel ve yalvar. | 49 |
| Tin | 1 | Tîn'e ve zeytûn'a andolsun. | 44 |
| Tin | 2 | Sinâ Dağına andolsun, | 38 |
| Tin | 3 | Bu güvenli şehre (Mekke'ye) andolsun ki, | 58 |
| Tin | 4 | Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. | 73 |
| Tin | 5 | Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. | 64 |
| Tin | 6 | Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükafat vardır. | 107 |
| Tin | 7 | (Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor? | 88 |
| Tin | 8 | Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir? | 65 |
| Alak | 2 | Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı "alak" dan yarattı. | 76 |
| Alak | 3 | Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. | 57 |
| Alak | 5 | O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir. | 84 |
| Alak | 7 | Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder. | 87 |
| Alak | 8 | Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir. | 56 |
| Alak | 10 | Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü? | 83 |
| Alak | 12 | Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidâyet üzere ise; ya da takvayı (Allah'a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa!? | 137 |
| Alak | 13 | Ne dersin engelleyen, Peygamberi yalanlamış ve yüz çevirmişse!? | 87 |
| Alak | 14 | O Allah'ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu? | 70 |
| Alak | 16 | Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkâr perçeminden yakalarız. | 127 |
| Alak | 17 | Haydi, taraftarlarını çağırsın. | 55 |
| Alak | 18 | Biz de zebânileri çağıracağız. | 55 |
| Alak | 19 | Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş. | 71 |
| Kadir | 1 | Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. | 71 |
| Kadir | 2 | Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! | 65 |
| Kadir | 3 | Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. | 61 |
| Kadir | 4 | Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. | 108 |
| Kadir | 5 | O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. | 68 |
| Beyyine | 2 | Bu delil, tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir. | 105 |
| Beyyine | 3 | O sahifelerde dosdoğru hükümler vardır. | 62 |
| Beyyine | 4 | Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. | 126 |
| Beyyine | 7 | Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar. | 127 |
| Zilzal | 4 | İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. | 66 |
| Zilzal | 5 | Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir. | 60 |
| Zilzal | 6 | O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. | 127 |
| Zilzal | 7 | Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. | 104 |
| Zilzal | 8 | Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir. | 97 |
| Adiyat | 7 | Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir. | 61 |
| Adiyat | 8 | Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır. | 77 |
| Karia | 1 | Yürekleri hoplatan büyük felaket! | 51 |
| Karia | 2 | Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket? | 62 |
| Karia | 3 | Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin? | 89 |
| Karia | 4 | O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır. | 100 |
| Karia | 5 | Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır. | 69 |
| Karia | 6 | İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse, | 68 |
| Karia | 7 | Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır. | 76 |
| Karia | 8 | Ama kimin de tartıları hafif gelirse, | 56 |
| Karia | 9 | İşte onun anası (varacağı yer) Hâviye'dir. | 67 |
| Karia | 10 | Sen Hâviye'nin ne olduğunu ne bileceksin? | 62 |
| Karia | 11 | O, kızgın bir ateştir. | 40 |
| Tekasür | 2 | Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı. | 96 |
| Tekasür | 3 | Hayır; ileride bileceksiniz! | 47 |
| Tekasür | 4 | Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz! | 59 |
| Tekasür | 5 | Hayır, kesin olarak bir bilseniz... | 57 |
| Tekasür | 6 | Andolsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz. | 67 |
| Tekasür | 7 | Yine andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz | 79 |
| Tekasür | 8 | Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz? | 74 |
| Asr | 2 | Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. | 67 |
| Hümeze | 2 | Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline! | 142 |
| Hümeze | 3 | O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır. | 71 |
| Hümeze | 4 | Hayır! Andolsun ki o, Hutâme'ye atılacaktır. | 69 |
| Hümeze | 5 | Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin? | 61 |
| Hümeze | 7 | O, Allah'ın, yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateşidir. | 78 |
| Hümeze | 9 | Şüphesiz uzatılmış direkler arasında (bağlı oldukları halde) ateş onların üzerine kapatılacaktır. | 125 |
| Fil | 1 | Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? | 71 |
| Fil | 2 | Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? | 62 |
| Maun | 1 | Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! | 69 |
| Maun | 3 | İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir. | 85 |
| Maun | 4 | Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, | 54 |
| Maun | 5 | Onlar namazlarını ciddiye almazlar. | 55 |
| Maun | 6 | Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. | 59 |
| Maun | 7 | Ufacık bir yardıma bile engel olurlar. | 53 |
| Kevser | 1 | Şüphesiz biz sana Kevseri verdik. | 51 |
| Kevser | 2 | O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes. | 64 |
| Kevser | 3 | Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir. | 73 |
| Kafirun | 1 | De ki: "Ey Kâfirler!" | 38 |
| Kafirun | 2 | "Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem." | 64 |
| Kafirun | 3 | "Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz." | 77 |
| Kafirun | 4 | "Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim." | 74 |
| Kafirun | 5 | "Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz." | 76 |
| Kafirun | 6 | “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” | 72 |
| Tebbet | 1 | Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu. | 59 |
| Tebbet | 2 | Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı. | 62 |
| Tebbet | 3 | O, bir alevli ateşe girecektir, | 49 |
| Tebbet | 5 | Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu halde sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir). | 136 |
| İhlas | 1 | De ki: "O, Allah'tır, bir tektir." | 50 |
| İhlas | 2 | "Allah Samed'dir. (Her şey O'na muhtaçtır, o, hiçbir şeye muhtaç değildir.)" | 99 |
| İhlas | 3 | Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir)." | 132 |
| İhlas | 4 | "Hiçbir şey O'na denk ve benzer değildir." | 58 |